Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) Kurucusu Prof. Dr. Veysel Ulusoy, enflasyondaki aylık artışın yüksek seyrine dikkat çekerek enerji maliyetleri ve kur baskısının ekonomide yeni riskler yarattığını vurguladı. Mevcut gelişmeleri bir uyarı olarak nitelendiren Ulusoy, gerekli adımlar atılmazsa ekonomik açıdan daha zorlu bir döneme girilebileceğini ifade etti.
Nefes'ten Şehriban Kıraç'ın haberine göre, Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) Kurucusu Prof. Dr. Veysel Ulusoy, fiyatların hâlâ aylık yüzde 3 ila 5 bandında artmasının, başlı başına çok ağır bir tablo olduğunu vurgulayarak, “Bu seviyelerde bir aylık artış, yıllıkta çok ciddi bir baskı anlamına gelir” dedi. Ulusoy, artan enerji faturasının cari açığı büyüteceğini, döviz ihtiyacının artacağını, fiyat oluşumunun zorlaşacağını ve iflasların artacağını dile getirdi.
"VATANDAŞ İÇİN ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM DAHA ZOR GEÇECEK"
Prof. Dr. Veysel Ulusoy, Türkiye ekonomisindeki son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Ulusoy, "Bugün pazarda gördüğümüz sebze fiyatları aslında sadece bir başlangıç. Vatandaş artık fileyi doldururken değil, fileyi nasıl küçülteceğini düşünür hale geldi. Bu çok ağır bir değişim. Sorunun önemli bir kısmı uzun süredir biriken yapısal tercihlerden kaynaklanıyor. Tarım yıllardır adeta üvey evlat muamelesi gördü. Üretici yeterince desteklenmedi, planlama yapılmadı, maliyetler kontrol altına alınamadı. Üstüne bir de dövize bağımlı girdi yapısı eklenince, her kur hareketi doğrudan sofraya yansır hale geldi. Gelir tarafında ise insanlar aynı hızla korunamıyor. Maaşlar artıyor gibi görünse de gerçek hayatta karşılığı giderek zayıflıyor. İnsanlar artık sadece daha az tüketmiyor; aynı zamanda daha düşük kaliteye yönelmek zorunda kalıyor. Bu da sadece ekonomik değil, sosyal bir mesele haline geliyor. Eğer bu tabloyu değiştirecek güçlü ve uzun vadeli politikalar uygulanmazsa, vatandaş için önümüzdeki dönem daha zor geçecek. Bugün yaşananlar, aslında bir uyarı. Ve maalesef, bu uyarıyı yeterince ciddiye almazsak, “İyi günler” dediğimiz dönem gerçekten geride kalabilir." dedi.
"'ROKET VE TÜY' ETKİSİ DEVREYE GİRECEK"
"Türkiye ekonomisi yaklaşık 8-10 yıldır, tarihsel ölçekte oldukça ağır bir durgunluk ve refah kaybı sürecinin içinde. Bu, klasik bir krizden ziyade, uzun süredir biriken ve derinleşen bir ekonomik aşınma." ifadelerini kullanan Ulusoy, Orta Doğu'daki savaşın Türkiye üzerindeki etkilerine ilişkin şunları söyledi:
"Orta Doğu’daki savaşın etkisi sadece dış şokla sınırlı değil, asıl mesele Türkiye ekonomisinin buna ne kadar hazır olduğu. Ne yazık ki son yıllar bu direncin zayıf olduğunu gösterdi. Sağlam bir mali yapı ve öngörülebilir politikalar olmadan bu tür dalgalanmalar ekonomide daha derin izler bırakıyor.
KALICI ENFLASYON RİSKİ ARTIYOR
Enerji fiyatları yükseldikçe “Roket ve tüy” etkisi devreye girecek. Fiyatlar hızla artacak ama aynı hızla düşmeyecek. Bu da enerji maliyetlerinin kalıcı olarak yüksek kalmasına yol açacak. Enerji fiyatlarındaki her artış üretimden ulaştırmaya, gıdadan hizmetlere kadar tüm maliyet zincirine yayılacak ve enflasyon üzerinde kalıcı bir baskı oluşturacak.
Kur tarafında da zor bir denge var. Kur artarsa ihracatçı avantajlı gibi görünür, ancak Türkiye’de üretim büyük ölçüde ithal girdiye bağlı olduğu için maliyetler de aynı anda yükselecek. Bu nedenle göreceli maliyet avantajı zayıflayacak. Kur baskılanırsa, bu kez ihracat gücü gerileyecek ve cari açık büyüyecek. Her iki durumda da belirsizlik artacak, firmaların plan yapması zorlaşacak ve iflaslar artacak."
"VERİ ÜRETİMİNDE ŞEFFAFLIK VE GÜVEN YENİDEN TESİS EDİLMELİ"
"Öncelikle veri üretiminde şeffaflık ve güven yeniden tesis edilmelidir. İkinci olarak ücret politikaları, enflasyonun gerisinde kalan değil, yaşam maliyetini dikkate alan bir yapıya kavuşturulmalıdır. Üçüncü ve en önemlisi ise kurumsal güvenin yeniden inşa edilmesidir. Hukukun üstünlüğü, bağımsız kurumlar ve öngörülebilir politikalar olmadan kalıcı bir ekonomik iyileşme mümkün değildir. "
REEL SEKTÖRÜN DURUMU
"Reel sektörün yaşadığı sıkıntılar gerçek ve ciddi. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken bir başka boyut daha var. Bugün yaşanan durum sadece dışsal maliyet baskılarının sonucu değil, aynı zamanda geçmişteki politika tercihlerinin yarattığı bir davranış kalıbının sonucu.
Uzun bir dönem boyunca reel sektör, kolay ve politik olarak yönlendirilen krediye erişti. Düşük faiz ortamı, KKM gibi uygulamalar, baskılanmış döviz kuru ve yüksek enflasyonun yarattığı nominal kârlılık, firmaların önemli bir kısmını disiplinli finansal yönetimden uzaklaştırdı. Verimlilik yerine finansal genişlemeye dayalı bir rahatlama oluştu.
Bu süreçte birçok firma, gerçek anlamda rekabet gücünü artırmak yerine, enflasyonun ve kur dinamiklerinin sağladığı geçici avantajlarla büyüdü. Bu da bir tür “alışkanlık” yarattı. Şimdi bu koşullar ortadan kalkarken, yani finansman zorlaşırken ve maliyetler daha görünür hale gelirken, reel sektörün bu yeni gerçeklikle yüzleşmesi gerekiyor.
Dolayısıyla bugün yaşanan sıkıntıların bir kısmı yapısal ve kaçınılmaz. Ancak bir kısmı da geçmişteki bu rahat dönemin yarattığı bir adaptasyon sorunu. Bu nedenle her şikâyeti tamamen dış koşullara bağlamak eksik olur. Bazı durumlarda, fırsatçılık ve alışılmış kolaylıkların kaybına verilen tepkiyi de görüyoruz."
Şair, yazar Yılmaz Köksal yeni kitabını Gölcük’te tanıttı
Enflasyon verileri olduğundan daha düşük gösteriliyorsa bu katmerli hırsızlıktır
Karamürselli çocuklara güzel haber!
Mansur Yavaş aday olursa İYİ Parti'nin oyu yüzde 15'e dayanır!





