“Hiç kimsenin adı, beni korkutmaz oğlum. Biz kellesi kopmuş, çok padişah gördük.”
Yılmaz Güney’in bu film repliği, yıllar sonra sosyal medya aracılığıyla yine, yeniden popüler oldu.
İnternet sayesinde bir bakmışsınız, yarım asır önce meşhur olan bir söz, şarkı yeniden popüler olabiliyor.
Ama bazı sözler, bazı film replikleri var ki, yıllar geçse de, onların modası geçmiyor.
Cümleler, anlamını yitirmiyor.
Bir film repliği gibi görünse de, mecazi anlam olarak irdelendiğinde koltuklar, makamlar gelip geçici..
Aslolan, insanın kendisidir.
Demokrasiyle de, otokrasiyle de gelen, öyle veya böyle bir şekilde devriliyor.
Bu dünya, Kanuni’ye kalmadıysa, kimseye kalmayacak.
Aslolan, kurallar bütünüdür.
Kuralların olmadığı yerde ise krallar ve padişahlar olur.
O nedenle, sandığa, demokrasiye, laikliğe, cumhuriyete, adalete olan inancımızı, koruyoruz, koruyacağız.
Demokrasinin az gelişmiş yahut gelişmemiş olduğu ülkelerde ise demokratik geçişler dahi, sancılı olur.
Yasama, yürütme, yargıya ilaveten bir de “basın”, devletin imkanlarını kullanarak yandaş dördüncü kuvvet olduğunda, hükümetin kontrolüne girdiğinde, işler daha da zorlaşıyor gibi görünebilir.
Fakat, umut tükenmez.
Krallar da bir gün kaybeder.
Ve, hemen ardından saltanat kayığında, “taht kavgası” başlar.
Önce birbirlerini yolsuzlukla itham ederler.
Sonra da bir bakmışız, saltanat kayığıyla “San Remo” yolcusu kalmasın..
Ardından da “Damat Ferit” vatana ihanet dahil, tüm tuşlara basabilir.
Bu memlekette Feritler’de bitmez, kurtarıcı da.
Kurtarıcı kim mi ?
Bizleriz.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığında, Nutuk’un ve bilimin rehberliğinde, ötekisi olmayan; çağdaş, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni, yeniden ayağa kaldıracağız.
Çocuklarımız, en iyi okullarda okuyacak.
İnsanlarımız, en iyi sağlık hizmetinden ücretsiz faydalanacak.
Emeklilerimiz, açlık ve yoksulluk sınırının üzerinde hakça bir düzende, insanca yaşayacak.
Evlatlarımız, yeniden fırsat eşitliğini tadacak.
Belki ütopik gelebilir ama bir gün, her şey, yeniden çok ama çok güzel olacak.



