YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel katıldığı televizyon programında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Özel AKP'li 60 milletvekilinin veya yakınının söz konusu fonlarda yer aldıklarının söylendiğini belirtti.
Sözcü TV'de canlı yayına katılan Özel, güç odakları arasında çatışma yaşandığını ve yaklaşık 60 kişinin söz konusu fon vurgunu ile anıldığını iddialarına değindi.
"ERDOĞAN'A YAKIN ÜST DÜZEY BÜROKRASİ VAR"
Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
"Fon meselesinde isim isim net olarak AK Parti içinde şunlar bu tarafta bunlar bu tarafta diyemem ama bir Erdoğan’a çok yakın üst düzey bürokrasi var. Bir de Adalet Bakanlığı, Adalet Bakanı ve onunla birlikte İstanbul’dan gelen ve esasen hepimize çok vicdansız ve acımasızca düşmanlık eden bir iktidarın iftirayla sürdürülmesini kendilerine görev edinmiş bir ekip var.
Onun yanında milletvekilleri, milletvekili grubunda önemli sayıda kişinin olduğu söyleniyor. İşte 60’a yakın milletvekili ya da yakınlarının doğrudan kendilerinin ya da bir aracı hesabıyla bu fonlarda oldukları söyleniyor."
ÖZLALE'NİN AÇIKLAMALARI
Fon toplantısında tutukluları ziyaret etmek için heyet kurduk. Ben Soma komisyonunda vardım. 15 Temmuz komisyonu biliyorsunuz. Hatta ben görev yaptım. Soma’daki tutuklularla cezaevinde komisyonu yaptığı görüşmede rahat rahat soruyorsunuz. Sonra 15 Temmuz komisyonu, biliyorsunuz, çalışıyordu. Tutuklularla görüşme fikrine AK Partililer çok şiddetli şekilde karşı çıktılar ve komisyon o meseleyi yapmadı. Bazı soruların sorulmasını ya da yanıtlarının verilmesini istemiyorlardı. Cezaevi şartları ve cezaevindeki bazı mülakatların bazı sorulara verilecek cevapların hakikate ulaşma konusunda ne kadar etkili olduğunu da bilirim. Gerçeğe, hakikate ulaşmak için oraya gidip sorular sormak istiyoruz.
Ben mesela açık söyleyeyim, Ümit Özlale’nin Mahinur Hanım’ın babasının ismini açıklamasını doğru buluyorum. Aynı isim, soyisim doğru, hatta MK numarasına kadar doğru, ama TC başka birisine ait. O da Bartınlı bir AK Partili. Fon vurgununu fırsata çevirmeye çalışıyorlar. Elinde net bir bilgi olan siyasetçinin bunu bir kere siyasi etik gereği gizlemesi mümkün değil. Yani, nasıl bir gazeteci kamu yararına olan bir istihbaratı değerlendirirse, mesleğini yapmamış olur; biz de siyasetçi olarak izlersek, suçun bir parçası oluruz.
80 85 kişilik liste hepinizde sizde de var, herkeste var ama bu listenin kimdi Adalet Bakanlığı kaynakları tarafından daha doğrusu yanlış söylemeyeyim böyle deyince de bütün adalet bakanlığını da suçlamak olmaz şimdi görevden alınan bir basın sözcüsü vardı gerçek ismini de mahlas isim kullanıyordu bunun tarafından o kadar çok liste ve isim oraya buraya yollanmış ki o gelen listenin doğruluğundan emin olamıyorsunuz. Şimdi Mahinur hanımın babasının isminin verilmesi doğruydu yanlış çıktı ve neyi gördük AK Parti’nin elinde liste var ve TC’lerine kadar biliyorlar.
ÖZLEM ZENGİN'İN SAĞLIK DURUMU
Özlem Zengin "listeler açıklansın" dedikten bir gün sonra nöbet haftası olmasına rağmen o gelmedi yerine Akbaşoğlu’nu yolladılar. Bizim de dikkatimizi çekti, bunu söyledik sonradan Özlem hanım bizim arkadaşlara sitem etmiş. ‘Ya ben hastaydım.’ Bunu da burada söylemiş olayım, o bilgi bize ulaştı. O gün hasta olduğu için gelmediğini söylemiş. ‘Yok öyle bir şey’ diye. Ama bir gerçek var. Partinin Grup Başkanvekili diyor ki ‘Bu liste açıklanmalıdır, liste halen açıklanmıyor.’ En sağlıklı gününde Özlem Hanımın bunu bir kez daha Meclis’te ya da ilgili partinin katıldığı kurullarında ifade etmesi sonra da gelip ne için açıklanmadığını izah etmesi lazım. Bütün yani AK Parti’nin yanıtlaması gereken durum bu. Ben şöyle söyleyeyim. Yani ortaya çıkan birkaç isimle, ortaya çıkan toplumsal tepkiden, anketlere bunu yansımasından, anketleri bir yana bıraktım, tüketici güven endeksi çok kritiktir. 90’ın üzeri önemlidir. İktidarlar, tüketici güven endeksleri 90’ın üzerinde tutabilirlerse seçim kazanabilirler. Altındaysa kazanamazlar. En kötü seçim sonuçları, 83, 82, 81 oralarda alınmış AK Parti döneminde. Tüketici güven endeksi, 10 aydır çıkıyordu, 10 ay sonra bir yılda kat edebileceği mesafeyi bir ayda düştü ve 83.5’lere düştü. Bu tüketici güven endeksinin takip edilmeye başlandığı TÜİK tarafından, yanılmıyorsam 2004 yılı, o günden bugüne en dramatik aylık düşüş. Yani iktidarın memlekette yarattığı en büyük güven kaybı ile karşı karşıyayız şu anda. O yüzden de anketler işte iktidara yakın yazar, çizer de ‘Bunu nasıl yaparsınız, partiye 6 puan kaybettirdiniz, 8 puan kaybettirdiniz’ diyor. İktidara yakın bir takım anket kuruluşları da başka şeyler yaparak o işi örtmeye falan çalışıyorlar. O yüzden de bu meseleyi kendi kendilerine hatta kötü bir benzetme olacak ama mesela 17-25 Aralık’a kadar cemaat makbul bir cemaatti, sonrasında şeytan bir cemaat oldu. Ya da 15 Temmuz’dan önce kendi milatları bunlar, Türk Ceza Kanunu’nda, herhangi bir hukuk devletinde olmaz. Bir tarih belirliyor siyaset, öncesi suç değil, sonrası suç. Bank Asya’yı açmak, açılışına katılmak, kurdelesini kesmek bile burada suç değil. Bir tarihten sonra para yatıranı memuriyetten atıyorlar. Bu ikili hukuk sisteminde ‘17-25’ten önceki cemaat iyi, 17-25 tarihi tövbe ve istifa günüdür, o günden sonra cemaatten ayrılmayanlar düşmanımızdır. 15 Temmuz’dan önce yapılan FETÖ ile hiçbir ilişkiyi suç saymayız ama bu tarihten sonrasına bakarız’ gibi bütün o yaklaşımlarda olduğu gibi şimdi ikili bir hukuk sistemi ile tövbe hesabı açmışlar. O hesaba parayı, caminin avlusuna gidip kimse görmeden bırakıp kaçmak gibi günahını kendince, ‘Gidip tövbe hesabına parayı koy, biz senle uğraşmayacağız.’ ‘Tövbe hesabına para konmadığı takdirde Adalet Bakanlığımız harekete geçecek’ diyor. Oysaki biz bu konuyu ortaya çıkarmasak, belki de hiçbir isim ortaya çıkmayacak, hiçbirisi parayı koymayacak ve bu mağduriyetler insanların sesini kimse duyurmasa mesela öyle kaygılar var diye söylemiyorum ama şöyle düşünüyor olabilir bazı mağdurlar. Ya biz AK Partiliyiz diye bunları da başımıza biz getirdik diye acaba YENİ Parti, gördüler gününü, der mi?’ Hayır biz onların mağduriyetini de herhangi bir vatandaştan hiç ayırmadan dile getirmek, onların haklarını aramak da boynumuzun borcu.
"EMEKLİLER SANDIKTA EN BÜYÜK HESAPLAŞMAYI YAPACAK"
Enflasyonu verelim refah payı verelim bir şey verelim falan bir kere bu fon krizinin yarattığı tepkiyi sönümleme indirmeye yönelik bir şey. Erdoğan’ı tanıyorsam eğer bundan bu tepkiyi biraz sönümlendirebilirse, Aralık ayının sonunda şimdi hissettiğinden çok daha azını yapar nasıl olsa tepkisi söndü falan diye.
İkincisi Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu bütün emeklilere bir kez daha hatırlatıyorum şimdi iki çeyrek altın alamıyor. Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücreti ki asgari ücretle 7 çeyrek altın alırdı. Emekliler sandıkta en büyük hesaplaşmayı yapacak.
SARIGÜL SORUŞTURMASI
Sayın Sarıgül YENİ Parti’nin kurucularından bir tanesi. Murat Ağırel’in de tutuklanmasıyla bir döndük baktık ‘ne oluyor?’ diye… Bu sefer bir haberi yapmama suçuyla içeri atıldı. Bunlar artık kara mizah olabilecek şeyler. Orada havada uçuşan pek çok bilgi var. Meselenin şu boyutunu çok önemsiyorum. Soruşturmada gizlilik var ama dosyalar medyaya geçiyor ve onların üzerine konuşuyoruz. Daha önce savcılık-gizli tanık ifadeleri diye birçok yalan medyaya servis edilmişti. Şimdi soruşturmada gizlilik kararı olan 2 dava var. Biri Sarıgül ‘şu ifade var bu ifade var’ diye. Biri de fon meselesi. Burada bir tane ifade tutanağı yok, oradaki gizliliği ihlal AK Parti’yi yakıyor. Diğerindeki gizlilik ihlali YENİ Parti’yi tartıştırıyor. Gizlilik kalksa ifade tutanaklarını görsek… Pazartesi günü kendisini davet ettim, oturduk konuştuk, disiplin süreci için elde delile ihtiyaç var. Ama ortada sadece sızıntılar var. Bu sebeple kendisi üyeliğini askıya almak istedi. Bugün bildirimini yaptık ve üyeliği bitti. Ama soruşturmada gizlilik kalktığında ve gerçekler ortaya çıktığında esasen bir şey söylenebilir.
Kendisi bana büyük bir kumpasa uğradığını söyledi. Kendisi bunların tamamen iftira olduğunu, haksızlığa uğradığını gözyaşlarıyla anlattı. İfadeleri görmeden gerçeği, haklıyı, haksızı söyleyemeyiz.
Vahim iddialar doğru çıkarsa, Sarıgül'ü biz de savunamayız, en sevdikleri de savunamaz, bu kadar net."
"SARIGÜL'ÜN YENİ PARTİ ÜYELİĞİ BİTTİ"
"Kendisi partimize başvurarak ‘üyeliğimi askıya alın’ dedi. Siyasi partilerde üyeliği askıya almak diye bir şey yok, o istifa olarak değerlendiriliyor. Bu talebi biz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bugün bildirimini yaptık ve üyeliği bitti. Partimizle bir bağı yok ama o soruşturmadaki gizlilik ortadan kalkıp gerçekler ortaya çıktığında esas olarak bir şey söylenebilir."
“BELEDİYELER BİRLİĞİ’Nİ DE BUTLANLA ALMAYA ÇALIŞTILAR”
“Biz 400 kişiyle 50 kişiye oy vereceğiz, Belediyeler Birliği’ni de alacaklar butlanla. ‘Yok öyle şey’ dedik. Ayşe Ünlüce’yi aday çıkardık. Ertesi gün herkes bildiği yere oy atacağı için şöyle açıklama yapıyor butlan sözcüsü. ‘Bağrımıza taş basarak sayıları az olmasına rağmen YENİ Parti’nin adayını destekleyeceğiz.’ Ya sen ne diyorsun? Şimdi bu adamlarla, bunlarla ne konuşacaksın yani? Öyle bir noktaya getiriyorlar ki işi. İBB’de, İBB’nin, İstanbul’un iradesi Ekrem İmamoğlu’dur. O içeride. Ekrem İmamoğlu ile birlikte seçilmiş belediye meclis grubundan birisinin görevi yapması lazım. Recep Tayyip Erdoğan bir gün gözaltına alınmadan, bir gün tutuklu kalmadan, yargılandığı bir dosya nihayete erip Yargıtay’da onaylandığında belediye başkanlığını kaybetti ve Pınarhisar Cezaevi’ne davet edildi. O gün çoğunluğu yoktu belediye meclisinde ama bir çok muhalefet partisi aday çıkarmayarak ‘Bu sizin hakkınız’ dedi ve Ali Müfit Gürtuna’yı seçtiler. Nereden nereye? Şimdi o Recep Tayyip Erdoğan operasyonlarla ve transferlerle İstanbullunun 13 bin 600 oyla seçtiği Ekrem İmamoğlu’na ‘Sana burayı 13 bin 600 oyla bırakmam’ deyip mazbatasını iptal etti. Sonra da beş yıl boyunca her kötülüğü yaptılar, hem de azınlık grubuyduk. Bu sefer de 1 milyon 151 bin oy farkla İstanbul’da seçmen demiş ki, ‘Burayı Ekrem İmamoğlu ve o günün Cumhuriyet Halk Partilileri, bugünün YENİ Partilileri yönetecek.’ Şimdi çeşitli numaralarla belediye meclisinde çoğunluğu ele geçirmeye çalışıyor, kendi döneminde belediye başkanı iken çoğunluk partisinde değildi, hapse düşünce muhalefet partileri Ali Müfit Gürtuna’nın önünü açtılar, kendisi hayatta ve tane tane bunu size anlatabilir. Gerçek demokratlık, milletin dediğine saygı duymaktır. Bunlar İstanbul’un iradesine darbe yapmaya çalışıyorlar.”
"63 FEZLEKEM VAR"
CHP sıraladı nelerin taahhüt edildiğini bayağı bayağı Erdoğan’ı yeniden aday yapmayı, bizi içeri atmayı, YENİ Partililerin topyekun dokunulmazlıklarını kaldırmayı ve benim 63 tane fezlekem var birinden değil ise birinden bir şey çıkar. Herhangi birinden herhangi birinde bir tutuklama kararıyla birlikte bizim bütün milletvekillerini veya önemli sayıda milletvekilini cezaevine koyma imkanları var, o dönemde DEM’e nasıl yaptılarsa.
ERKEN SEÇİM TARTIŞMASI
360 oya ihtiyaç var kaldı ki, ben hani onu ayrıca tartışırız ama öyle bugünden öne alma diye bir şeyin anayasal olarak mümkün olmadığını düşünüyoruz. AK Parti 281, MHP 46 işte oradan buradan başka şeyle hadi olsun 330. İYİ Parti’nin o kadar milletvekili yok, gruplar olarak bakıyorum, geliyor grubunun yok. Ben ‘zinhar orada yokum’ demişim. Ya DEM’le anlaşmışlar ya CHP ile. DEM Parti dedi ki, ‘Bizim böyle bir şeyimiz, kesinlikle yok. Gündemimizde yok. Sonra partinin başına butlan atanan kişi dedi ki, ‘Biz bir hafta bile olsa erken seçim erken seçimdir, oy veririz. Yine ‘Mekke Anlaşması’na oy veririz’ dedi. ‘Anayasa değişikliğine oy veririz’, ‘Dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek veririm’ dedi. Bu şu demek, Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, çok sayıda siyasetçinin toplu halde cezaevine gitmesine sebebiyet veren tartışmalı dokunulmazlık sürecinde anayasaya aykırı ama evet vereceğim.
2028 yılı içinde birkaç ay öne çekme meselesi tamamen Anayasanın arkasından dolaşmaktadır. Seçimlerin öne alınması yani bir haftada öne alınsa erken seçime erken seçim değildir. O yüzden orada zaten Anayasal bir durum var. Onun dışında muhalefet partileri erken seçimden kaçmaz iktidar partisi erken seçim yapmayı göze alıyorsa. 2027’de herhangi bir tarihe ‘evet diyeceğiz’ diye bir şey yok. 2028’e kapalıyız, 2027’ye bir seçim tarihi söylüyorlarsa kış geldiği için artık 2026’da olamayacak diye düşünüyoruz. Ne kadar erken bir tarih olurlarsa o kadar sıcak bakarız söylesinler tarihi bakalım.
BAKIRKÖY VE MERKEZEFENDİ OPERASYONLARI
Merkezefendi'ye dair bir tehdit vardı. YENİ Parti'ye ilk katılacağı dönem 'katılma operasyon yersin' tehditleri almıştı. Sonra 'sokakta çok baskı var' dedi ve geldi. İçeride birtakım belediye çalışanlarının olduğu ve Şeniz'in adının verildiği söyleniyordu. İstanbul'da her belediye ile ilgili zaten ortalığı kaynatıyorlar. Yarın Bakırköy Belediye Başkanı'nı ziyaret edeceğim. Belediyelerle ilgili meseleye şuradan bakmak lazım. Bir belediyenin nasıl soruşturulacağı belli. Belediyede bir suç varsa, kanıttan suçluya gidilir. Buna itiraz etmeyiz. Burada önce hedefe başkan alınıyor. Şimdi şöyle yapılıyor; 'Senem Hanım'ı alacağız,, sonra kanıt arayalım'. İş yolsuzluk aramak olsa son 10 yıla bakarsınız. Ama Başkan iki yıldır görevde, 2 yıllık dosya isteniyor. Amaç Belediye Başkanı'nın kendisini cezalandırmak.
Hatta şimdi çok daha inovatifi, çok daha yaratıcısı yapılıyor. İhaleye girenler yetmedi, ihaleye girmeyenler çağırıyorlar. ‘Arkadaş burada bir asfalt ihalesi olmuş, sen kamu kurumlarına asfalt ihalelerine giriyorsun, buraya girmemişsin. Bak malına, mülküne çökeriz, doğruyu söyle sana belediye başkanından, belediye başkan yardımcısından ‘Bu ihaleye girme’ diye bir telkin mi geldi? Bunun için para vermene de gerek yok. Para ispatına da gerek yok, çünkü sıkıştırıyorum ya madem girmek ihaleyi almak için. Nerede para diyor birine verdim nerde verdiğimi unuttum, görmedim şuradan çekmiştim verdim. Böyle acayip acayip işler. Bir belediye başkanı suçlanacaksa önce kanıt suçu bulacaksın sonra onu suçlayacaksın. Bunlar hedefe koydukları o kişiyi bulup onun için kanıt üretmeye çalışıyor ve ürettikleri kanıt hep belediyeye iş yapan müteahhitlerin zorla verdikleri beyanlar oluyor.
İlk seçimde biz iktidar olursak. Bizim bakanlarımız belediye başkanlarına 'ya bize katılırsın ya hapse atılırsın' demeyeceklerine göre, belediye başkanlarının transfer süreçleri biter.
CEMİL TUGAY'IN ADAYLIĞI
İzmir’in öfkesini yeterince dindiremediğimiz ortada. Biz Manisa’da %18 aldığımız gün, İzmir’de 60 alıyorduk. Manisa %60 alırken İzmir’de %48 alınır mı? Topyekûn bir yanlışımız var. Bizim hiçbirimizin kendini kenara ayırmaması lazım. Yani İzmir’e genel başkan olarak beni liste başına, Genel Sekreteri liste başına koy. İstanbul’da yer kalmadı, İzmir’e liste başı koyduğuna da yazık. İzmir’e de yazık İzmir’deki siyaset alanını daralt, İzmir’i tanıma, çantada keklik görüp falan bu hatalar bir kişinin hatası değil. 5 aday adayını ankete koyduk. Anketin sonucunda küçük bir farkla da olsa Cemil Tugay önde çıktı. Biz de Cemil Tugay'ı aday gösterdik. Elim kırılsaydı da aday göstermeseydim. Cemil Tugay'ı İzmir'de gördüm, perişan olmuş, izmarit olmuş. Genel seçime kadar dursun. Biz iktidar olacağız. Umarım dokunulmazlıkla falan milletvekilliğine kaçırmazlar onu."
"ANKETLERDE ÖNE ÇIKTIK"
Geçen ay yoktu bu üç harfli anket şirketleri, bir anda ortaya çıktılar. Anketlerin ortalamasına bakıyoruz, bir grup anket şirketi birden türedi; onları hiç ciddiye almıyoruz. Genelde aboneliği olan bütün anketler butlanı yüzde iki, iki buçuk arası ölçerken yedi sekiz diyen ölçüm şirketleri çıktı. Onları hiç dikkate almıyoruz; zaten inandırıcı olmadıkları için şimdi geri çekildiler. Abonelik sistemi olan anket şirketlerinde YENİ PARTİ'nin birinci parti olduğu görülüyor. Ama AK Parti'ye çok yakın şirketler, AK Parti'deki düşüşü görünür kılmamak için tamamını kararsızda gösteriyor. Fon vurgunuyla ortaya çıkan büyük depremle, AK Parti'deki sert düşüşle birlikte YENİ Parti'nin öne çıktığını söyleyen arkadaşlarımız var. YENİ Parti şöyle bir şeyi başardı: kurulduğu gün ana muhalefet partisi oldu, dünyada böyle bir örnek yok. Kurulduktan 18 gün içinde 500 bin üyeye, 2 ay içinde de 750 bin üyeye ulaştı. Yeni bir sürü parti kuruldu, 41 ilde örgütlenmeleri kaç kişiyle, ne kadar sürdü bir düşünün. Biz 81 ilde 900'ün üzerinde ilçede örgütlenmiş durumdayız. Türkiye'de ilk kez tüm üyelerle ilçe, il genel başkan seçimi gibi yepyeni bir şey yaptık.
Mahalle meclisleri, ilçe meclisleri, il meclislerine yönelik yönergelerimizi ve tüzük değişikliklerimizi hazırladık. Dünyanın üye sayısı açısından en çok üyeden aidat alan partisi noktasına geldik. Herkes kredi kartını vermiş. Kimseye harcımız yok, borcumuz yok; ama bir tane malımız mülkümüz yok, hepsini bıraktık. Arkadaşlar bana 'bu kadar yoğun program olmaz, birazcık yavaşla, sindire sindire git' diyor. Ben kendimde bir enerji kaybı hissetmiyorum.
YENİ PARTİ'YE YÖNELİK TEPKİLER
YENİ Parti’ye yönelik eleştirilere zaman zaman hak veriyorum. Mesela kırmızı kart olayı. Mersin’e gittik, Mersin’de emeklilerin de olduğu bir toplantıda hükümetin kırmızı kart çekeceğiz. Mersin basını sardı geldi böyle tuttu mikrofonu etrafımızı sardılar. Arkadaşlar dedim ‘Açıklamamız iki buçukta. Şimdi bir şey söylemeyeyim iki buçukta önemli bir başlangıcı hep birlikte yapacağız’ dedim. Sosyal medyada Özgür Özel ‘Ne başlatacak, ne olacak? O kadar büyüdü ki hiçbir şey söylemesen, emekliye kartları dağıtsan, mitingde kartı çıkartsan, bir şey olmaz. Vay efendim, Özgür Özel’in dediği “kırmızı kart çıktı çıka çıka” diye acayip kızdılar insanlar. Bazen oluyor bu, her işin acemiliği zor. Siyaset işidir olabilir mesela bizim arkadaşlar siyah bant meselesi normal günlerde mecliste 1000 kere yapılmış eylemdir. Ama öyle bir günde tansiyonun öyle bozuk, canın öyle sıkkın olduğu bir güne denk gelmiş.
"MANSUR YAVAŞ ADAY MI" SORUSUNU YANITLADI
Cumhurbaşkanı, Ankara'nın bekleyen büyük projeleri için Mansur Başkan'dan imzasını istemiş, desteğini istemiş; o da bakanına 'çalışın' demiş. Bundan daha doğal bir şey yok, haberim var, şaşılacak bir durum yok, beklenen bir şeydi. Mansur Başkan ne yapsın, gizli mi görüşsün? Görüştüğünü kendisi paylaşıyor. Mansur Başkan konusundan benim herhangi bir şüphem yok. Aramızda en ufak bir sorunumuz yok. Mansur Bey'in yaklaşımına saygı duymak lazım. O diyor ki: Ben belediye başkanıyım, görevimin başındayım, görevimi yapacağım, günü gelmeden de bunu konuşmayacağım. Bu saygıyla karşılanması gereken bir durum. Mansur Yavaş kimsenin ihmal edemeyeceği, Türkiye için önemli bir seçenektir. Ama şu anda adayımız Ekrem İmamoğlu.
"BEN ADAY DEĞİLİM"
Benim aday olacağım iddiası külliyen yalan. Kazanacak iki aday varken Türkiye'yi karanlığa itenin sorumluluğunun hatasını tekrar etmek istemem. Ben seçeneklerin arasına kendini koyan birinin nasıl bir ihtirasla Türkiye'nin önünü kararttığını, hayatını kararttığını gördüm; o yüzden benim seçeneklerimin arasında ben yokum. İhtirasa kapılmak yok, benim görevim doğru adayı bulmak. Bu yanlışı yapmayacağım dedim, ben o noktadayım kendim açısından. Ben kendimi bir seçenek olarak kendi aklımda da tutmuyorum, ortada da tutmuyorum.
YUSUF TEKİN'İN DÜĞÜN DAVETİ
Düğün evine çağırıyor, memleket yas evi. MESEM’de ölen çocuklar, Soma’da en son bir evladımız öldü MESEM’de. MESEM’de ölen çocukların yas evine gitmiş mi Yusuf Tekin de beni düğün evine çağırıyor? Dün çağrısını Erzurum’daki konuşmasından gördüm çağrı metnini yani. Bu kadar kirli, bu kadar üslupsuz bir dil kullanacaksın sonra da randevu isteyeceksin, biz de o şey gibi kapıda karşılayıp omurgasız omurgasız sarılmalar bilmem neler. Bırak. Şimdi ya bugün akşam Nehir ile Nevin demişler ki ‘Benim geleceğim yoksa sana da huzur yok.’ Yusuf Tekin’i çoklu kişi olarak tehdit etme suçundan cezaevine koydular gencecik çocukları. Şimdi çıktılar, biz bu yayına çıkmadan önce çıktı. Bir düğüne gideceksem Nevin ile Nehir’in düğününe giderim, Yusuf Tekin’in düğününe gitmem. Randevu istemedi, isterse de vermeyeceğiz. Bir köşe yazarı sormuş, Yavuz Donat olabilir. Ya işte Kemal Bey’e gittiniz, öbürlerine de gidecek misiniz? O da ‘İsteyeceğim, gideceğim’ demiş. Yani Yusuf Tekin çocuklara yaptıklarıyla, eğitim sistemine yaptıklarıyla, her aldığı kararla her rezaletle şüphe yok ki AK Parti’de öyle başarılı Milli Eğitim Bakanları görmedik ama Cumhuriyet tarihinin belki dünya tarihinin en kötü, en başarısız, en kötü niyetli, en ağzı bozuk Milli Eğitim Bakanı. Ben Manisa’da AK Parti milletvekilleri davet eder, AK Parti milletvekillerinin kızının düğünde nikah şahidi olmuşum ama Yusuf Tekin öyle bir adam değil yani. Utanırım. Nevin ile Nehir’den utanırım, MESEM’de ölen çocuklardan utanırım. Yusuf Tekin’in bu yaptıklarından sonra az uzak dursun bizden.”
“MUHALEFETİ ADAYSIZLAŞTIRMA VE SESSİZLEŞTİRME GİRİŞİMİ”
Muhalefeti adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma, lidersizleştirme ve sessizleştirme girişimi olarak görüyorum. Bu sessizleştirmenin en önemli ayağını ekran karartma, mecraları karartma, erişim engelleri. Biliyorsunuz geçtiğimiz haftalarda erişim engeli konusunda mağdur olanları ve bu konuda başvurusu olanları ve bütün siyasi partileri ve bütün sivil toplum örgütlerini Anayasa Mahkemesi’nin önüne çağırdık biz. Bir YENİ Parti olarak değil, YENİ Parti’nin moderasyonunda herkesin konuştuğu bir şey olarak ve hem çok kitleselleşti hem de çok katılım bütün hemen hemen muhalefet partilerini, seçilmiş bütün muhalefet partilerini davet ettik. Hepsi oradaydı. Çok önemli mesajlar verildi. Halk TV’nin kapatılması da fon meselesinin konuşulmasını engellemek içindir. Bugün İpek hanımla da konuşuyorduk, Sözcü TV’nin aldığı reytingler üzerine ve kimler izliyor da elbette Halk TV kapandı, muhalefet liderine, muhalefetin sesine yer veren bir mecra olarak, gazeteciliği yapan bir mecra olarak ama mesela Sözcü TV’yi ben görüyorum, ve okuyorum. Fon meselesinde gerçekleri biraz duymak, bir şeyler duymak isteyen iktidar seçimini dönüyor Sözcü TV’ye bakıyor ve diğer muhalif kanallara bakıyor. Çünkü bir tarafta acayip bir karartma, sırf istedikleri alanda bir tartışma var. İşin aslı nedir diye bakılıyor. O noktada da iktidarın bu hamlelerini hem orta vadede seçim döneminde muhalefeti sessizleştirmeye, kısa vadede ki fon meselesinden çok ciddi zarar görüyorlar. Bu meselenin gerçek boyutları ile ele alındığı mecraları sindirmeye yönelik bir tutum olarak görüyorum. (İktidara gelirseniz nasıl bir Cumhuriyet vaat ediyorsunuz?) Madem sona geldik, bu son soruyu yanıtlamadan önce bir şeyi söyleyeyim. Çünkü fon meselesi konuşulurken oraları da hızlı geçtik biraz. Bu fon meselesinde atayan, atanan, çalan, malı çalınanlar, parası çalınan, geleceği çalınanların hepsi AK Partili. Burada önemli bir grup, faiz olmasın diye ya da yüksek kar oldu, ‘Kredi kartının yüzde 20’sini ödüyordum, buna koyayım üçe, dörde katlarsam bütün borçtan kurtulurum’ diyen, birikmişini koyup maaş ödemekte zorlanan KOBİ, maaşları koymuş, bütün maaşı kaptırmış. Bu durumda olanlar. Ameliyat parasını yatırmış, ameliyat olamayanlar. Biz bu fon meselesinde bu hafta başında bir, biraz önce siz söylediniz bu işten tutuklananları ya da soruşturulanlarla teker teker görüşecek 10 kişilik bir milletvekili heyeti kurduk. Bu heyet çalışacak. İkincisi, bir heyetimiz fon mağdurlarını hem bir çağrı merkezi üzerinden, bir çağrı merkezi açmayı, derlemeyi hem fon mağdurlarıyla görüşmeyi düşünüyoruz. Üçüncüsü, Meclis ayağında biliyorsunuz ilk gün çözümü söyleyen parti olarak biz bu Madoff krizinin Amerika’da nasıl çözüldüğünü çok iyi çalışmış, bizim biliyorsunuz 11 kişilik ekonomi eşgüdüm konseyi var. Çok kıymetli isimler var. Tabii Ümit Özlale milletvekili olarak belki görünüyor ama özellikle Kerim Rota bu finans dünyasında, bu fon işlerinde 35 yıldır çok deneyimli bir isim. Bu kriz gelirken zaten yakında bu fonlar işleme kapanır dedi üç gün önce. O dedikten üç gün sonra kapandı. Biz ilk toplantımızı iki gün önce yapmıştık. O dedi ki Madoff formülü üzerinden çalışmak lazım. Yani haksız kazanç elde edenlerden parayı almak lazım. Bu parayı yurtdışına götürdülerse de arkadaşlarımız dedi götürsünler fark etmez. Biz star grup üyesiyiz 184 üye ile birlikte. Malezya’nın paraları, birçok ülke örneği nasıl kaçırılan paralar ülkeye iade ettiyse star group üzerinden çalışarak gerçekten samimi olurlarsa olur. Bu konuda çok güzel bir kanun teklifi yaptık ama geçtiğimiz hafta bizim kanun teklifimizi hiç dikkate almayan, mağdurların mağduriyetini ortadan kaldırmayan, birtakım şeyler yapan ve özellikle de bu mağdurların takas kesinliğini sağladıkları halde kanunla yani düğmeye basmış, ‘Benim malımı, fonumu, senedimi sat’ demiş. Devlet de taahhüt etmiş. Takas kesinliği güvencesinde olan yani bu şöyle bir şey diyelim ki bir kişi fonunu sattı, iki gün sonra parası gelecek, hisse senedini sattı, bu kişiyi icra geliyor ya. O parayı icra edemiyorlar. Çünkü o para artık başkasının parası. Buna devlet güvencesi var. Bunu ortadan kaldırdılar. O son günlerde talimat verenlerin ‘Parasını vermeyelim havuza atalım’ dediler. Bu meselenin hukuki öngörülebilirlik açısından ve piyasa güvenliği açısından bir sürü de mağdur yarattı. Bunun üzerinde çalışıyoruz. O gün düğmeye basanlardan önden ucuza alıp pahalıya satanlar, zaten o bizim konumuz değil. O parayı el koyman gereken para. Küçük yatırımcı koymuş. Sorunu duymuş, ‘Fonu sat’ demiş. ‘Yok, biz aldık.’ Yani adamın 100 lirası 10 lira verecekler, havuzun içinde atıyorlar. Bu mağduriyetleri gören ciddi çalışmalar yapıyoruz. Bu konu çünkü çok merak ediliyor."
Karamürsel’in yeni çocuk köyü yükseliyor
İzmit’te Cumhuriyet coşkusu yüzme yarışması ile taçlandı







