Ülkemizde, vergi gelirleri bütçenin omurgasını oluşturmaktadır. 2025 yılı itibariyle bütçe gelirlerinin %86,09’u, Ocak-Ağustos 2026 itibariyle de %85,93’ü vergi gelirlerinden oluşmaktadır.
Bütçe açığı ülkemizin kronikleşmiş sorunudur. 1970, bütçe fazlası verilen son yıldır. Sürekli hale gelen bütçe açığı ekonominin de kırılgan ve savunmasız hale gelmesine yol açmıştır. Bütçe açığı 2025 yılı itibariyle 1 trilyon 799 milyar 130 milyon TL; Ocak-Ağustos 2026 itibariyle de 1 trilyon 308 milyar 088 milyon TL’dir. Orta Vadeli Program (2027-2029) verilerine göre, 2026 yılı merkezi yönetim bütçe açığı 2 trilyon 631 milyar 900 milyon TL olarak öngörülmüştür.
Bütçe giderleri içindeki en büyük pay, cari transferler (%37), personel giderleri (%25) ve faiz giderlerinden (%19) oluşmaktadır.
Cari transferler, Devletin, mal ve hizmet alımları gibi cari nitelikli harcamalarını finanse etmek amacıyla kişi ve kurumlara yaptığı karşılıksız ödemelerdir. Başlıca harcamalar, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) açıkları ve katkıları, sosyal yardımlar, tarımsal destekler, mahalli idarelere ayrılan paylar ve kamu kuruluşlarının görev zararı ödemeleridir.
Personel giderleri, devletin kamu hizmetlerini yürütmekle görevli çalışanlarına, yaptıkları çalışmaların karşılığında doğrudan doğruya nakden veya aynen ödediği maaş, ücret, ödenek ve her türlü mali hakları kapsayan harcama kalemidir.
Faiz giderleri, devletin geçmiş dönemlerde veya mevcut bütçe yılında yurt içi ve yurt dışı finans piyasalarından sağladığı borçlanmalar karşılığında ödediği faiz ve iskonto maliyetlerini içeren harcama kalemidir. Kamu kurumlarına ödenen iç borç faiz giderleri ve uluslararası piyasalardan, yabancı hükümetlerden, uluslararası kuruluşlardan sağlanan krediler ile yurt dışına ihraç edilen eurobond gibi borçlanma araçları için ödenen faizler, bu kalem içerisinde yer alır.
Türkiye’nin bütçe giderlerindeki en büyük yapısal sorun, bütçenin "katılık oranı"nın son derece yüksek olmasıdır. Kamu maliyesinde bütçe katılığı; çeşitli nedenlerle tasarruf edilmesi imkânsız ya da çok zor olan Devlet harcamalarını ifade etmektedir. 2025 yılında cari transferler ve personel giderlerinin toplam bütçe giderleri içindeki payı %62’dir. Zorunluluğu nedeniyle bu alana dokunmak neredeyse olanaksızdır. Faiz giderleri dışındaki, mal ve hizmet alımları, sermaye transferleri, SGK Devlet primi giderleri de üzerinde tasarruf edilmesi zor kalemlerdir. Bütçedeki “Mal ve Hizmet Alım Giderleri" kalemi, devlet kurumlarının kendi günlük faaliyetlerini yürütebilmek, kamu hizmeti sunabilmek ve kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yaptığı harcamaları kapsar. 2025 yılında bütçe giderleri içinde %7 oranına sahip olan bu kalem altında vatandaşa verilen hizmetler yeterli değildir. Gittikçe vahim bir hal alan bu yetersizliği Devlet okullarında, hastanelerde, güvenlik dahil tüm kamusal ihtiyaç alanlarında görmek mümkündür. Durum böyleyken, buradan sağlanacak her tasarruf yurttaşlara verilen hizmetin kalitesini doğrudan etkileyecektir.
Devletin diğer büyük gider kalemi olan “faiz giderleri”nin bütçe giderleri içindeki payı 2017 yılında %8,4’e inmişken, İktidarın uyguladığı ekonomi politikalarının sonucu 2025’te %14’e, Ağustos 2026 itibariyle de %16’ya kadar yükselmiştir.
Devlet, yıllardır gelirinden fazla harcama yaptığı için kronik bir bütçe açığı sorunu oluşmuştur. Bu açığı kapatmak için uygulanan başlıca yol borçlanmaktır. Açık devam ettikçe Devlet ihtiyaç doğrultusunda yeniden borçlanmak zorundadır. Yeni borç, yeni faiz demektir. Bu durum bir süre sonra aşılamayan kısır döngüye dönüşmüştür.
Bütçe açığının kapatılamaması nedeniyle ülkenin geleceğinde büyük önem taşıyan Sermaye Giderlerine yani doğrudan kamu yatırımlarına 2025 yılında bütçeden sadece %9 pay ayrılabilmiştir. Bu oran 2026 yılında iyice düşmüş, Ocak-Ağustos 2026 itibariyle öngörülenin de altında %6 olarak gerçekleşmiştir.
Görüldüğü üzere faiz ödemeleri, ülkenin bütçesinin elini kolunu bağlamıştır. Devlet, okul, hastane, yüksek teknoloji altyapısı, halkın ihtiyaçlarına yönelik fabrikalar kurmak gibi yaşamsal yatırımlara yeterli kaynak ayıramamaktadır. Bütçe "geçmişin borcunu ödeme ve günü kurtarma" mekanizmasına dönüşmüştür.
Enflasyon sarmalı ve döviz kurlarının ne kadar baskılanırsa baskılansın yarattığı maliyet sorunu, faiz giderlerinin kontrol altına alınmasını son derece güç hale getirmiştir.
Bütçe giderlerindeki çaresizlik, vergilendirmedeki çaresizlikle bir araya geldiğinde ülkenin içinde bulunduğu açmaz da açıkça ortaya çıkmıştır. Ülkemizin vergi sistemi var olan düzen içinde çok sayıda “değiştirilemez” unsur içeren statik bir yapıya dönüşmüştür. Tüm zafiyetleri ve çarpıklığına karşın, “dokunulamaz” yapı nedeniyle halihazırdaki vergi sistemi üzerinde İktidarın radikal bir değişiklik yapma niyeti yoktur. Diğer vergilere dokunamayınca, ihtiyaç halinde sürekli odaklanılan alan, örgütsüz geniş kitlelere ve tüketicilere yönelik başta KDV ve ÖTV olmak üzere dolaylı vergiler olmaktadır. Ortada kronikleşen bir “Vergilendirme çaresizliği” vardır.
Kurgulanan bu düzende, vergi kapasitesinin sınırına gelindiği için üzerinde ne kadar çalışılırsa çalışılsın vergi gelirlerinde ihtiyacı karşılayabilecek ciddi bir artış sağlanması neredeyse olanaksızdır.
Yüksek enflasyon ortamında açığı kapatmak için karşılıksız para basmak tercih edilen bir yol değildir. Bu açmazda, gelirleri artıramayıp giderleri kısamadığında, sorunu tamamen çözemeyen ama günü kurtaran çıkış yolu olarak İktidarın önünde tek seçenek kalmaktadır: Özelleştirme! Yıllar öncesinde yapılan ve halkın önemli bir ihtiyacını gideren köprü ve otoyolların pek de ekonomik görünmeyen özelleştirilmesinin gündeme gelmesinin nedeni bu çaresizliktir. Ülkenin çok değerli kamu varlıkları uzun süredir bu nedenle özelleştirmenin konusu olmuştur. Özelleştirme kolaylığının köprü ve otoyollar dışında en değerlilerinden başlayarak satılabilecek tüm iktisadi kıymetler için artarak gündeme geleceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Kurgulanan bu düzende bütçe açığı, ülke ekonomisini doğrudan etkileyen ve kapatılamayan derin bir kuyuya dönüşmüştür. “Bütçe Giderleri” kontrol altına alınamadığı sürece, ülkenin tüm kaynaklarının özelleştirilmesi de zorlayarak bulunan her alandan vergi alınması da hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Sorun, taşınan suyun miktarı değil, kapatılamayan ve herkesi içine çeken kuyudur!
Vali Aktaş o köydeki mevlit programına katıldı
Emekli bankacı Selma Duman Yavuz 51 yaşında vefat etti
Kocaeli Aydınlar Ocağı, Musa Ordu’yu andı
İzmit’te şehit yakınları ve gaziler için yeni merkez







