BİST
4.854,16
ALTIN
1.043,73
DOLAR
18,62
STERLİN
22,41
EURO
19,31

Kocaeli vekili Gergerlioğlu o cinayetle ilgili konuştu!

ÖFG TV’nin 367’nci bölümünde Klinik Psikolog Ayten Zara ve Psikiyatrist Azad Günderci, Narin Güran cinayetinin ardından Tavşantepe’de yaptıkları saha gözlemlerini anlattı. Uzmanlar; çocukların soyadları nedeniyle ayrımcılığa uğradığını, kadınların ve çocukların dış dünyadan çekildiğini, köyde yasın ‘donduğunu’ ve toplumsal linç nedeniyle travmanın hala sürdüğünü belirtti. Ömer Faruk Gergerlioğlu ise medya, siyaset ve hak örgütlerine, ‘Bugün konuşmayacaksak ne zaman konuşacağız?’ diye seslendi. 

02 Eylul 2026 14:07
Kocaeli vekili Gergerlioğlu o cinayetle ilgili konuştu!

ÖFG TV’de Tavşantepe’nin görünmeyen yüzü konuşuldu
 
Narin Güran cinayetinin ardından yaşananları, soruşturma ve yargılama sürecini yakından takip eden DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, hazırlayıp sunduğu ÖFG TV programının 367’nci bölümünde Tavşantepe köyündeki sosyal ve psikolojik yıkımı ele aldı. Dosyanın başından bu yana hakikatin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması, adil yargılama ve masumiyet karinesi üzerinde duran Gergerlioğlu; köy ziyaretlerinden cezaevi görüşmelerine uzanan gözlemlerini ruh sağlığı uzmanlarının saha tespitleriyle birlikte ele aldı.

Gergerlioğlu, 21 Ağustos’ta Narin’in ölümünün ikinci yılı dolayısıyla köyde düzenlenen mevlide ve mezarı başındaki anmaya katıldığını belirterek cinayetin acısının ilk günkü gibi sürdüğünü söyledi. Programın konukları Dünya İnsani Dayanışma Derneği Başkanı, Klinik Psikolog Ayten Zara ile psikiyatrist, psikoterapist ve yazar Azad Günderci oldu. İki uzman, farklı disiplinlerden beş kişilik bir ekiple köyde yaptıkları görüşme ve gözlemleri, linç kültürünün ruhsal sonuçlarını ve planladıkları uzun dönemli psikososyal destek çalışmalarını anlattı.
 
‘Güran soyadı çocuklara kadar sirayet eden bir dışlanmaya dönüştü’
 
Gergerlioğlu, ilk köy ziyaretinde kendisine aktarılan en çarpıcı şikayetlerden birinin çocukların okulda karşılaştığı kötü muamele olduğunu söyledi. Köylülerin, ‘Güran soyadından dolayı çocuklarımız okulda bile kötü muamele görebiliyor, yaşananlar çocuklarımıza sirayet etmiş durumda’ dediğini aktardı.
 
Ayten Zara da saha ziyaretinde kadınlara ve çocuklara ulaşmakta zorlandıklarını belirtti. Kadınların ve çocukların daha çok evlerin içinde kaldığını, dışarıdan gelenlerle iletişim kurmaktan korkan ve yalnızca uzaktan gözlemleyen çocuklarla karşılaştıklarını söyledi. Zara’ya göre görüşme kurulamaması dahi köydeki korku ve içe kapanmanın önemli bir göstergesiydi.
 
Uzmanların aktardığına göre bazı çocuklar okula gidemedi veya okulu bıraktı, köylülerin sosyal ilişkileri zedelendi, iş ve ticaret hayatları olumsuz etkilendi. Ailenin ve köyün yalnızca cinayet nedeniyle değil, sonrasında gelişen damgalama, dışlama ve nefret söylemleriyle de ikinci kez travmatize olduğu vurgulandı.
 
Uzmanlardan ‘psikokırım’ tespiti
 
Azad Günderci, bir soyadı taşıyan insanların ve bütün bir köyün topyekûn suçlanıp damgalandığını belirterek yaşanan ruhsal yıkımı ‘psikokırım’ kavramıyla tanımladı. Günderci, çocukların okula gidememesi, insanların dışarı çıkamaması, ilişkilerin bozulması ve ekonomik kayıpları ikincil travmalar olarak değerlendirdi. Ayrıca köyde kendilerine aktarılan işkence iddialarının da dikkate alınması gerektiğini söyledi. Masumiyet karinesini hatırlatmanın dahi suçluyu savunmak gibi görüldüğü bir ortamda insanların linç kültürüne itiraz etmekten çekindiğini ifade etti.
 
‘Bir çocuk için adalet ararken onun yakınlarını, arkadaşlarını, yaşıtlarını ve diğer yüzlerce çocuğu ruhsal olarak yaralamak büyük bir paradokstur’ diyen Günderci, hakikatin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılması kadar geride kalanlar için onarım sürecinin de gerekli olduğunu vurguladı.
 
‘Yas tepkileri suçluluk işareti gibi yorumlandı’
 
Ayten Zara, toplumda infial yaratan olaylarda öfke, acı ve korkunun doğal olduğunu ancak bu duyguların yetkililer ve medya tarafından sağlıklı biçimde yönetilemediğini söyledi. Ailenin sessizliğe bürünmesi, donup kalması ve sorulara yanıt verememesi gibi travmatik yas tepkilerinin yanlış hikayelere bağlandığını belirtti.
 
Zara, Tavşantepe’de çoğul ve süren bir travmayla karşı karşıya olduklarını söyledi: ‘İnsanlar çocuklarını, yakınlarını, itibarlarını, işlerini, sosyal bağlarını ve gelecek duygularını aynı anda kaybetti.’ Köy halkının acısını bastırarak adalet mücadelesini sürdürdüğünü belirten Zara, ‘Şu an köyde bir hayat varsa, ayakta durabiliyorlarsa bunun tek nedeni adil yargılama için ortaya koydukları mücadele’ dedi.
 
Uzmanlar, psikososyal desteğin tek başına yeterli olmayacağını, iyileşmenin hakikatin ortaya çıkarılması, adil yargılama, sosyal ve ekonomik destekle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Dünya İnsani Dayanışma Derneği’nin eylül ve ekim aylarında yeniden köye gitmeyi ve değerlendirmelerin ardından daha uzun süreli bir çalışma yürütmeyi planladığı açıklandı.
 
Cezaevinde örülen ‘Narin bebek’: ‘Anne, üşüyorum…’
 
Programın en çarpıcı bölümlerinden biri, Yüksel Güran’ın cezaevinde ördüğü ‘Narin bebek’in hikayesi oldu. Ayten Zara, Tavşantepe ziyareti sırasında Remziye Güran’ın kendisine, Yüksel Güran tarafından cezaevinde örülen küçük bir bebek verdiğini anlattı. Zara’nın aktardığına göre Yüksel Güran, rüyasında kızı Narin’i görmüş, Narin’in kendisine “Anne, üşüyorum” demesi üzerine kızını temsil eden bir bebek ve üşümemesi için ona bir elbise örmüştü…
 
Bebeği, kendisine inanan ve adalet mücadelesine sahip çıkanlara verilmek üzere gönderen Yüksel Güran’ın yaşadıklarını anlatırken duygulanan Zara, “Narin bebek”i otel odasında başucuna koyduğunu ve hikayesini öğrendiğinde gözyaşlarını tutamadığını söyledi... Zara, bu bebeğin Yüksel Güran’ın yaşadığı derin acı ve çaresizliğin yanı sıra yarım kalan anneliğini ve kızını hala koruyup ısıtma arzusunu da taşıdığını ifade etti…
 
Gergerlioğlu ise cezaevinde anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran’la ayrı ayrı görüştüğünü anlattı. Yüksel Güran’la yaptığı iki saatlik görüşme boyunca annenin gözyaşlarının dinmediğini, çok zayıfladığını ve ilaçlarla ayakta durabildiğini aktardı. Kızının yasını dahi tutamadan cezaevine konulan bir annenin ağır ruhsal durumuna dikkat çeken Gergerlioğlu, tek başına bir hücrede tutulan Yüksel Güran’ın kendisine zarar verme ihtimaline karşı yakından izlenmesi gerektiğini söyledi. Zara’da, Yüksel Güran ve Enes Güran’la görüşebilmek için Adalet Bakanlığına başvurduğunu ve başvurusunun sonucunu beklediğini açıkladı.
 
Medya, siyaset ve sivil topluma çağrı
 
Ayten Zara, kadın, çocuk ve insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin köye yönelen nefret söylemi ve toplumsal linç karşısındaki sessizliğini eleştirdi. ‘Bir ailenin, bir köy halkının insanlıktan çıkarılmasına karşı duramayacaksak ne için varız?’ diye soran Zara, Narin için adalet talebiyle köy halkının haklarını savunmanın birbirine karşıt olmadığını vurguladı.
 
Gergerlioğlu’da cinayet üzerinden medya ve siyasetin kamuoyu ilgisini ranta dönüştürdüğünü savundu. ‘Bir kız çocuğu öldürülmüş, bunun üzerinde medya tepindi, siyaset tepindi’ diyen Gergerlioğlu, kamuoyu baskısına rağmen hakikati ve ağır travmayı gören kurumların konuşması gerektiğini belirtti.
 
Program, uzmanların ortak çağrısıyla sona erdi: Narin için hakikat bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalı, yargılama toplumun öfkesiyle değil delillerle ve hukukun ilkeleriyle yürütülmeli, köydeki çocuklar, kadınlar ve tüm mağdurlar için sosyal, ekonomik ve ruhsal onarım başlatılmalı.

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.