banner980

banner984

BİST
4.854,16
ALTIN
1.043,73
DOLAR
18,62
STERLİN
22,41
EURO
19,31

Radyoloji raporları hayati risklere yol açıyor

Radyoloji raporlarındaki kritik hatalar, özellikle onkoloji hastaları için hayati risklere yol açıyor. İstanbul'da bir kamu hastanesinde, kanser tedavisi gören hasta, beyin metastazı olmasına rağmen "normal" raporlandı. Başka bir hastanın görüntüsüyle rapor hazırlanan vakada ise sonuç "ölüm" oldu. İktidar temsilcileri “sağlıkta çağ atladık” dese de Türkiye’nin her yıl milyonlarca görüntüleme tetkiki üreten sağlık sistemi, temel bir soruyla karşı karşıya: "Bu görüntüler ne kadar doğru değerlendiriliyor?" 

30 Eylul 2026 16:05
Radyoloji raporları hayati risklere yol açıyor

Her yıl milyonlarca Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) ve Bilgisayarlı Tomografi'nin (BT) çekildiği Türkiye’de, görüntüleme hizmetlerinin önemli bir bölümü hizmet alımı yoluyla yürütülürken, raporlama süreçlerindeki denetim ve kalite güvenceleri tartışma konusu.

Artan tetkik yükü, raporlama süreleri, hizmet alımı modeli, denetim mekanizmaları ve radyologların çalışma koşulları birlikte ele alınmadığında hasta güvenliği açısından ciddi riskler ortaya çıkıyor.

İstanbul’da bir eğitim ve araştırma hastanesinde kanser tedavisi gören S.H. adlı hastanın MR tetkikinde açıkça görülebilecek metastaz (kanser hücrelerinin vücudun başka bölgelerine yayılarak yeni tümörler oluşturması) raporlanmadı. Aynı hasta için aylar sonra verilen metastaz teşhisli rapor, aynı hastaneden verilen bir sonraki raporda ise görülmedi. Hastanın tedavisi aylarca gecikti.

Yine daha önce kamuya yansıyan bilgilere göre bir başka hastada metastaz olan kitleye ‘normal’ raporu verildi. Raporlarda bir erkek hastanın "rahim ölçüleri"  dahi yer aldı.

İŞLEMLER TAŞERON FİRMALAR ARACILIĞIYLA YÜRÜTÜLÜYOR

Kamu hastanelerinin çok büyük bir bölümünde cihazlar ve raporlama tamamen taşeron firmalar tarafından yapılıyor. Hizmet alımı yoluyla gerçekleştirilen raporlamalara ilişkin sözleşmelerde bir hekimin gün içerisinde yapacağı raporlama sayısına ilişkin bir sınırlama ise bulunmuyor.

Konuya ilişkin BirGün’e konuşan bir hasta yakını, kanser tedavisi gören babasının “kopyala-yapıştır” raporlar nedeniyle teşhis ve tedavi sürecinde ciddi bir zaman kaybı yaşadığını anlatıyor.

Hastanın tedavisinin aylarca sürüncemede kaldığını, son çare olarak özel bir hastaneye gitmek zorunda kaldıklarını anlatan hasta yakını, tedavi süreçlerine olan güveninin sarsıldığını belirtiyor.

Yapılan hatalar hastaların tedavisinde geri dönülemez sonuçlara da yol açabiliyor. Bir hekimin aktardığına göre, Bursa’da tedavi gören bir hasta, başka bir hastanın BT görüntüsüyle yapılan raporlama nedeniyle hayatını kaybetti.

"BİREYSEL DEĞİL SİSTEMSEL SORUN"

Türk Radyoloji Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Akata, konuyu yalnızca bireysel hatalar üzerinden değerlendirmenin doğru olmayacağını, Türkiye’de radyolojik görüntülemenin ulaştığı olağanüstü boyutu ve bunu yaratan sistemi bir bütün olarak değerlendirmek gerektiğini vurguluyor.

Akata, radyolojide hizmet alımı uygulamasının, özellikle BT ve MR’da artan talebi karşılamak, randevu sürelerini kısaltmak, kamu kapasitesindeki yetersizlikleri aşmak gibi gerekçelerle yaygınlaştırıldığını, ancak bugün gelinen noktada, bu modelin yalnızca erişim ve tetkik sayısı üzerinden değil, oluşturduğu tetkik talebi, görüntüleme ve raporlama kalitesi, hasta güvenliği ve uzmanlık eğitimi üzerindeki sonuçlarıyla birlikte yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşündüklerini belirtiyor.

"GEREKSİZ TETKİK YÜKÜ"

Erişimin kolaylaşmasının görüntüleme talebinde olağanüstü bir artışı da beraberinde getirdiğine dikkati çeken Akata, Türkiye’nin bugün nüfusuna oranla en fazla sayıda BT ve MR tetkiki yapan ülkelerin başında geldiğini vurguluyor.

MR’da daha fazla hasta çekebilmek için inceleme sürelerini aşırı kısaltmanın uygun protokollerin atlanmasına yol açabileceğini vurgulayan Akata, "Bir radyoloğun çok kısa sürede çok sayıda BT ve MR raporlaması beklenirse tetkik başına ayırabileceği süre giderek azalır. Üstelik bugün tek bir BT veya MR tetkikinde radyoloğun yüzlerce, bazen binlerce görüntüyü değerlendirmesi gerekiyor. Özellikle kanser hastalarında önceki incelemelerle karşılaştırma yapmak, küçük değişiklikleri değerlendirmek ve tedavi yanıtını belirlemek ayrıca zaman gerektiriyor. Hizmet alımına ilişkin değerlendirme yaparsak yüksek hacimli raporlamanın inceleme başına ayrılan süreyi azalttığını ve özellikle karşılaştırmalı değerlendirmeyi olumsuz etkileyebileceğini söyleyebiliriz" diyor.

Akata, hedefin sadece "hızlı randevu, hızlı tetkik, hızlı rapor" değil, "doğru hastaya, doğru tetkikin, doğru teknikle yapılması ve yeterli süre ayrılarak doğru yorumlanması" olması gerektiğini vurguluyor.

TÜRKİYE RADYOLOJİK GÖRÜNTÜLEMEDE ÜST SIRALARDA

Türkiye, BT ve MR çekim oranlarında Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) ülkeleri arasında en yüksek değerlere sahip ülkeler arasında yer alıyor.

Yüksek radyolojik görüntüleme oranları, bu hizmetlerin taşeron firmalar aracılığıyla yürütülmesinin sağlık sistemini nasıl ticarileştirdiğini de gözler önüne seriyor.

Sağlık Bakanlığı'nın 2024 Sağlık İstatistikleri Yıllığı'na göre bir yılda 20,9 milyon MR ve 29,4 milyon BT çekildi. Böylece yalnızca bu iki görüntüleme yönteminde toplam çekim sayısı 50,3 milyona ulaştı. Verilere göre 2024'te her bin muayene başına 36,1 MR, 50,8 BT görüntülemesi yapıldı.

Sağlık Bakanlığı'nın 2026 bütçe sunumunda görüntüleme sistemleri hakkında bilgi veren Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 2025'in ilk 10 ayında kamu hastanelerinde yaklaşık 16 milyon MR ve 17 milyon BT çekildiğini açıklamıştı.

Akata, radyolojik görüntüleme sistemlerinde önemli bir diğer sorunun gereksiz veya uygun olmayan tetkik istemleri olduğunu söylüyor.

"SORUMLULUK YALNIZCA HASTAYA BIRAKILAMAZ"

Bir hekimin BT veya MR istemesi durumunda hastanın doğal olarak tetkikin tanı ve tedavi açısından zorunlu olduğunu düşünebildiğini belirten Akata, gereksiz tetkiklerin azaltılması sorumluluğunun yalnızca hastaya bırakılmaması gerektiğini belirtiyor.

Bu noktada klinik karar destek sistemlerinin önemine işaret eden Akata, şu değerlendirmelerde bulunuyor: "Hekim bir MR ya da BT istediğinde hasta doğal olarak 'Bunu yaptırmazsam tanım konulamaz, tedavim eksik kalır' diye düşünüyor. Dolayısıyla gereksiz tetkiki azaltma sorumluluğunu hastaya bırakamayız. Sistem, daha tetkik istenirken hekime yardımcı olmalı."

KLİNİK KARAR DESTEK SİSTEMLERİ HAYATA GEÇİRİLMELİ

Birçok ülkede klinik karar destek sistemlerinin kullanıldığına dikkati çeken Akata, "Hastanın klinik bulgularına göre hangi görüntüleme yönteminin uygun olduğunu veya yakın zamanda benzer bir tetkik yapılıp yapılmadığını sistem hekime hatırlatıyor" diyor.

Türkiye’nin e-Nabız ve Teleradyoloji altyapısının bu noktada avantaj sağlayabileceğini söyleyen Akata, "Uygunsuz endikasyonla istenen tetkikleri de azaltacak klinik karar destek sistemlerini hayata geçirmeli. Bu konu hizmet alımına ilişkin çözüm önerilerimizin de önemli bir parçası" ifadelerini kullanıyor.

BİNLERCE RAPOR TEK İMZA

Konuya ilişkin BirGün’e konuşan kamuya ait bir hastanede görev yapan ve ismini vermeki istemeyen radyoloji uzmanı da hizmet alımı yoluyla gerçekleştirilen raporlamaların yol açtığı tehlikelere dikkat çekiyor.

Çoğu zaman ilgili raporların altında tek bir isme ait imzanın bulunduğuna dikkati çeken radyoloji hekimi, ilgili imzanın kime ait olduğunu bilmediklerini, kısa sürede bu kadar fazla rapora bakmanın mümkün olmayacağını vurgulayarak hem hasta-doktor arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğini hem de hatalı raporların geri dönülemez sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.

Eğitim-araştırma hastanelerinin neredeyse tamamında raporlamaların hizmet alımı yoluyla yapıldığını belirten radyoloji hekimi, takip ettiği hastaların raporlarında da önemli hatalar tespit ettiğini belirterek taşeron şirketlere yönelik denetimlerin yetersiz olduğunu vurguluyor.

BİR TETKİKİ KİMİN RAPORLADIĞI BELİRSİZ OLMAMALI


Akata, radyolojinin sağlık sisteminde dijital kayıtların yoğun kullanıldığı ve bu nedenle denetlenebilirliği yüksek alanlardan biri olduğuna dikkat çekiyor.

Görüntüler, raporlar, önceki tetkikler ve kullanılan kontrast maddeler dahil olmak üzere çok sayıda verinin dijital ortamda kayıt altında bulunduğunu ifade eden Akata, bu şeffaflığın kaliteyi geliştirmek için bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Aynı şeffaflığın hizmet alımı süreçlerinde de sağlanması gerektiğini vurgulayan Akata, bir tetkiki kimin raporladığının belirsiz olmaması gerektiğini vurguluyor.

Akata, raporu hazırlayan radyoloğun kimliği, yetkinliği ve sorumluluğunun açık ve denetlenebilir olmasının hasta güvenliği açısından temel koşullardan biri olduğunu ifade ediyor:

"Bir tetkiki kimin raporladığı hiçbir zaman belirsiz olmamalı. Raporu hazırlayan radyoloğun kimliği, yetkinliği ve sorumluluğu açık ve denetlenebilir olmalı. Bu, hasta güvenliğinin temel koşullarından biridir."

Radyoloğun görüntülemeyi gerçekleştiren teknik ekipten tamamen kopmasının da sorun yaratabileceğini belirten Akata, gerektiğinde protokolün değiştirilmesi veya ek görüntü ve sekansların istenebilmesi için iletişim kanallarının açık tutulması gerektiğini ifade ediyor.

"UYGUN FİYATLANDIRMA KALİTELİ HİZMETİN GEREĞİ"

Akata, şöyle devam ediyor:

"Bir diğer önemli konu fiyatlandırma. Radyoloji raporu yalnızca bir 'birim hizmet' değildir. Sistemi yalnızca kaç rapor yazıldığı ve rapor başına ne kadar ödendiği üzerinden kurarsanız, ister istemez niteliği değil niceliği teşvik edersiniz. Çok düşük birim fiyatın sürdürülebilmesi için bir radyologdan çok yüksek sayıda rapor bekleniyorsa burada yapısal bir kalite riski oluşur.

Bu nedenle asıl soru 'Kaç tetkik raporlandı?' değil, 'Bu tetkikler hangi kalitede ve hangi güvence mekanizmaları içinde raporlandı?' olmalıdır. Kaliteli bir tetkikin hastaya sağladığı faydalar; özellikle hızlı tanı ve tedaviyle hasta yatış sürelerinin kısalması, komplikasyonların azalması gibi düşünüldüğünde katma değerinin yüksek olduğunu söylemek yanlış olmaz."

"KALİTELİ TETKİKİN İLK ADIMI DOĞRU BİLGİ"

Akata, hizmet alımı yoluyla çalışan radyologların sürekli mesleki eğitimlerinin de sistemin kalite kriterleri arasında yer alması gerektiğini vurguluyor.

Radyolojinin tıbbın hızlı değişen alanlarından biri olduğunu belirten Akata, uzmanların mesleki bilgilerini güncel tutmasının zorunlu olduğunu kaydediyor.

Akata, şunları söylüyor: "Türkiye’de görüntüleme ve raporlamanın önemli bir bölümü hizmet alımıyla yürütülüyorsa, bu firmaların da çalıştırdıkları radyologların sürekli eğitiminden sorumluluk üstlenmesi gerekir. Çalışanlarının kurslara, bilimsel toplantılara, sempozyumlara ve kongrelere katılımını desteklemeleri; bunun için zaman ve kaynak ayırmaları hizmet kalitesinin bir parçası olmalıdır. Sürekli mesleki gelişim, hizmet alımı şartnamelerinde ölçülebilir ve denetlenebilir bir kalite kriteri haline gelmelidir."

HİZMET ALIMI RADYOLOJİ EĞİTİMİNİ DE ETKİLİYOR

Akata, hizmet alımının eğitim hastanelerindeki etkisini de gözden kaçırmamak gerektiğini kaydediyor:

Radyoloji uzmanlık eğitiminin önemine değinen Akata, "Özellikle acil radyoloji çok değerli bir eğitim alanıdır. Bu vakaların önemli bölümünü kurum dışındaki bir yapıya yönlendirirseniz, farkında olmadan asistanların bu vakalarla doğrudan karşılaşma ve eğiticileriyle birlikte değerlendirme fırsatını da azaltmış olursunuz" diyor.

DAHA FAZLA DEĞİL DAHA NİTELİKLİ RAPOR

Konuya hizmet alımının tümüyle doğru veya yanlış olması değil, bu hizmetin hangi standartlarla ve hangi kalite güvencesiyle verildiği yönünde bakılması gerektiğini kaydeden Akata, şöyle devam ediyor:

"Radyolojik görüntüleme bir üretim bandı değildir. Her tetkikin arkasında tanı bekleyen bir hasta, her raporun arkasında o hastanın tedavisini değiştirebilecek bir karar vardır. 

Türkiye’de hastaların ileri görüntülemeye erişimi birçok batılı ülkeye göre hızlı. Şimdi daha fazla tetkikten daha doğru tetkike, daha hızlı rapordan daha nitelikli rapora geçme zamanı. Başarıyı yalnızca kaç hastaya ne kadar hızlı hizmet verdiğimizle değil; doğru endikasyon, doğru teknik, doğru yorum, sürekli eğitim ve hasta güvenliğiyle ölçmeliyiz."

Kaynak: BirGün

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.