BİST
4.854,16
ALTIN
1.043,73
DOLAR
18,62
STERLİN
22,41
EURO
19,31

Paranın hakim olduğu dünya!

Ne yazık ki yıllar geçtikçe eski naif havasını kaybeden bir Türkiye’de yaşıyoruz.

Her yer ticari mekan ve Arap turistlerle dolu.

Türkiye’de son zamanlarda artan Arap nüfusu herkesi tedirgin etmeye başladı.

İstanbul başta olmak üzere birçok şehri sardılar.

Tabii bu durumdan rahatsız olanlar kadar memnun olanlarda var.

Geçenlerde bir esnafla sohbet ediyorduk; Dedim ne olacak bu Türkiye’nin hali, her yer Araplarla doldu.

Aldığım cevap karşısında adeta şok geçirdim.

-Ne olmuş Türkiye’nin haline; bizimkiler geliyor 1 poşete paraları zor yetiyor. Araplar öyle mi? 10-15 poşet alıyorlar. Onlar olmasa aç kalacağız!

Duyduklarına gülsem mi, ağlasam mı? bilemedim kararı siz verin.

Gelip gezmelerini, alışveriş yapmalarını asla eleştirmiyorum.

Turistik açıdan daha çok döviz bıraksınlar. 

Ancak döviz kurundan kaynaklı avantajı kullanarak mülk satın alıp vatandaşlık elde ediyorlar.

İster ırkçılık deyin, ister Arap düşmanlığı ama ben bu insanları görmekten bıktım!

Memlekette ucuza ev bulmak, yemek yemek hayal oldu.

Kartepe de bir otelde çalışan arkadaşım Türk ailelere hizmet vermediklerini sadece Arap ailelere açık olduklarını, zaten normal asgari ücretli bir aile gelse de paralarının yetmeyeceğini söyledi.

Simidin ekmekten daha pahalı olduğu bir ülkede yaşarken esnafın haline de hak vermiyor değilim.


DİKKAT EDİN HASTALANMAYIN!


Yaz ayını geride bıraktık, sonbahardayız ve kış mevsimi de yaklaştı.

Arada yazdan kalma pastırma sıcaklıkları etkisini çok çabuk kaybediyor ve hava aniden soğuyor.

Bu dönemde bağışıklık sisteminizi desteklemek için düzenli egzersiz, yeterli uyku, sağlıklı, vitamin ve minerallerden zengin beslenmek çok kıymetli.

Bir soğuk bir sıcak, hava hastalığa adeta davetiye çıkarıyor.

Gündüzün sıcağına aldanmayın, yanınıza kalın giysiler alınki akşamları üşüyüp hastalanmayın.

Yoksa benim gibi günlerce evde yorgan döşek yatarsınız! 

Hastalık deyince aklıma bir fıkra geldi.

Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler.

Koca devletin koca doktoruna.

Doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere. 

Köylüler tabi ‘Tamam doktor bey’ deyip köye giderler.

Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez.

Bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya. 

Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir.

Bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz.

Ne cüret değil mi doktoru arayacak bir köylü.

Neyse durumun vahameti üzerine muhtar aramayı kabul eder.

Bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, ‘Biz ne yapacağımızı bilemedik doktor bey’ falan der.

Karşıdan doktor bir şeyler söyler.

Muhtar döner arkasına: ‘Makattan verin dedi doktor’ der.

Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar falan ama makat ne bilen yoktur yine.

Hasta ise gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyor bayağı. İhtiyar meclisi toplanır.

Son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez doktoru.

Nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bir yandan söylenmektedir: ‘Çok kızacak doktor, çok! ‘ diye.

Sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor bir şeyler söyler yine.

Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner:

─ Ben çok kızacak demiştim size; g*tüne sokun dedi!

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.