Mağdurlar İçin Adalet Platformu tarafından Aralık 2025 tarihinde gerçekleştirilen ve 81 ilde 4 bin 339 kişinin katılımıyla tamamlanan 6. dalga araştırması, OHAL ve KHK’ların 7. 8. ve 9. yıllarındaki ağır bilançosunu gözler önüne seriyor. Doğrudan mağdurlar, mağdur yakınları ve doğrudan mağduriyet yaşamamış bireylerden oluşan üç farklı grupta eşzamanlı yürütülen saha çalışması, ihraçların ve sonrasındaki adı konmamış yaptırımların sistematik bir toplumsal tasfiyeye dönüştüğünü belgeliyor.
İHRAÇ ÖNCESİ SİCİLLER TEMİZ!
Araştırmada öne çıkan en çarpıcı verilerden biri, hedef alınan kitlenin 15 Temmuz 2016 öncesindeki adli ve idari sicilleri oldu. Uluslararası alanlarda dile getirilen iddiaların aksine, 15 Temmuz öncesinde katılımcıların sadece %0,1'inin (binde bir) adli soruşturma, %1,1'inin ise idari soruşturma geçirdiği tespit edildi. Ancak bu tarih sonrasında adli soruşturma geçirenlerin oranı %70,8’e, idari soruşturma geçirenlerin oranı ise %29,8’e yükseldi.
Disiplin cezalarında da benzer bir uçurum dikkat çekiyor; 2016 öncesi verilen cezaların %52,2'si "uyarma" gibi en hafif yaptırımlardan oluşurken, 2016 sonrasında ceza alanların %97,5'ine en ağır yaptırım olan kamu görevinden tamamen çıkarma cezası uygulandı. Sürecin işleyişine bakıldığında, mağdurların %85,88’inin hiçbir soruşturma yürütülmeksizin, yürütülen soruşturma tamamlanmadan veya savunma hakkı dahi tanınmadan ihraç edildiği belirlendi. Mağdurların %99,2'si devlete veya anayasaya sadakatsizlik iddiasını kesin bir dille reddederken, %96,8'i siyasal iktidarın beklentilerine uymadıkları için hedef alındıklarını vurguluyor.
İNTİHAR RİSKİ GENEL NÜFUSUN ORTALAMASININ ÇOK ÜSTÜNDE!
Raporda yer alan sağlık, yaşam ve ölüm verileri, sürecin yarattığı insani krizin boyutlarını gözler önüne seriyor. Mağduriyetler sonucunda en az bir ağır üzücü vaka yaşadığını bildirenlerin oranı %77,9 olarak kayıtlara geçti. Katılımcıların %73,4'ü ağır maddi kayıp yaşadığını, %58,4'ü yetişkinlerde beden veya ruh sağlığının bozulduğunu, %51,6'sı ise psikolojik şiddet ve hakarete maruz kaldığını beyan etti. Mağdur çocuklarında hastalık ortaya çıkma oranı ise %29,4 olarak hesaplandı.
Araştırma verilerine göre kümülatif ölüm oranı doğrudan mağdurlarda %9,21, mağdur yakınlarında ise %14,62 seviyesinde bulunuyor. Kümülatif intihar oranı %2,12 iken, intihar düşüncesi veya girişiminde bulunanların oranı %9,39'a ulaşıyor. Yaş ve cinsiyete göre standardize edilen istatistiksel modele göre, KHK mağdurları arasındaki intihar riski genel nüfusa kıyasla 12 ila 25 kat (ortalama 18 kat) daha yüksek bir seyir izliyor. İntiharların genç nüfusta değil, 36-55 yaş grubunda, yükseköğrenimli ve %86,2 oranında evli bireylerde yoğunlaşması, ölümlerin bireysel bunalımlardan ziyade yapısal ve öngörülebilir bir toplumsal baskıdan kaynaklandığını gösteriyor. Gözaltı süreci yaşayanların %67,3’ünde ise intiharın en güçlü tetikleyicisi olan "geleceğe yönelik kronik umutsuzluk" tespit edildi.
TOPLUMSAL DIŞLANMA!
İhraç kararları sonrasında uygulanan pratikler, mağdurların yalnızca kamusal alandan değil, özel sektörden ve toplumsal hayattan da tecrit edildiğini kanıtlıyor. Araştırma sonuçlarına göre; KHK mağduru olduğunu işe alımdan önce öğrenen işverenlerin %79,0'ı iş vermeyi reddetti. İş teklif edenlerin %51,8'i emsallerinden düşük ücret, %38,7'si ise sigortasız (kayıtdışı) çalışma şartı koştu.
Kümülatif boşanma oranı %14-15 seviyelerine ulaşarak Türkiye ortalamasının yaklaşık 14-15 katına çıktı. Boşanma (%14,0) ve aile bölünmesi (%18,6) verileri birlikte değerlendirildiğinde, her 3 mağdur ailesinden birinin yapısal bütünlüğünü kaybettiği görüldü.
Tam kopuş ve tecrit oranları komşularda %12,6, yakın arkadaş çevresinde %13,8 seviyesinde gerçekleşti. Katılımcıların %50,1'i adalete, %47,3'ü devlete, %45,9'u ise insanlara olan güvenini tamamen kaybettiğini belirtti.
.jpg)
"RADİKALLEŞME YOK, ADALET TALEBİ VAR!"
Bunca ağır baskı ve hak ihlaline rağmen, araştırmanın en dikkat çekici bulgusu mağdur kitlenin toplumsal barışa ve hukuka olan bağlılığını koruması oldu. Literatürün aksine grupta radikalleşme eğilimi görülmedi; katılımcıların %75,1'i farklı etnik, dinî ve mezhepsel gruplara yönelik empatilerinin arttığını ifade etti.
Ayrıca mağdurların tutum ve taleplerine ilişkin şu çarpıcı oranlar kaydedildi; Katılımcıların %97,1'i "İntikam değil adalet istiyorum" ifadesini benimsiyor. %99,7'si "Gerçek adalet, anlaşmazlık yaşayan tüm tarafların onurunu koruyarak sağlanır" ilkesine katılıyor. Devlete sunulan yaklaşık 1.400 açık uçlu çözüm önerisi içinde, faillerin cezalandırılması talebi yalnızca 8 kez dile getirildi. Mağdurlar cezalandırma değil, kendi haklarının iadesine odaklanıyor. Mağdur haklarının iade edilmesine karşı çıkanların oranı mağdur ve yakınlarında %0,0; mağdur olmayan grupta ise sadece %1,0 olarak ölçüldü. Mağdurların öncelikli talepleri arasında kamu görevine iade (%88,5), evrensel hukuk ilkelerine göre yeniden yargılama (%87,6), maddi ve manevi zararların tazmini (%86,7), tutuklu ve hükümlülerin tahliyesi (%80,5) ile sicil affı (%66,1) yer alıyor.
YARGI SİYASETİN KONTROLÜNDE!
Kurumsal güven analizinde, "Yargı kurumları siyasetten bağımsız ve tarafsız çalışmaktadır" önermesine her üç grupta da katılım %0,0 oldu; katılmayanların oranı ise %98,8 olarak kayıtlara geçti. Buna karşın katılımcıların %98,8'i "Devlet vatandaşa hizmet için vardır", %97,9'u ise "Kutsal olan devlet değil adalettir" ilkesini savunmayı sürdürüyor. Yürütmedeki iktidarın bu sorunları çözeceğine inananların oranı %20,4'te kalırken, %62,9'luk bir kesim mağdurların ülkeden umudunu keserek yurt dışında yaşamak istediğini dile getiriyor.
İnsanlığa karşı suç olan 216 uygulama yöntemi!
Raporda, KHK mağdurlarına uygulanan 216 ayrı yöntem ve pratik tek tek kataloglandı. Ekonomik imha (37 madde), yaşam ve sağlık ihlalleri (33 madde), çalışma hayatından dışlama (29 madde) ve aile bütünlüğünün bozulması (28 madde) başlıklarında yoğunlaşan bu uygulamaların; bireysel eylemlere değil grup aidiyetine dayanması, cezaların şahsiliği ilkesini ihlal ederek aileleri de kapsaması ve dokuz yıldır kesintisiz sürdürülmesi dikkat çekiyor.
Raporda yapılan hukuki nitelendirmede, belgelenen bu 216 uygulamanın münferit idari hatalar olmadığı, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’nün 7(1)(h) maddesinde tanımlanan sivil nüfusa yönelik, sistemli ve devlet politikası çerçevesinde yürütülen "İnsanlığa Karşı Suç Olarak Zulüm" tanımının tüm unsurlarını karşıladığı vurgulandı.
SONUÇ!
Raporun sonuç bölümünde, mağdur kitlenin taşıdığı bu yapıcı ve barışçıl tutumun tarihsel bir imkân sunduğu ancak bunun sonsuza kadar sürmeyeceği uyarısı yapıldı. Anne ve babası tutuklandığında çocuk yaşta olan kuşağın gelecekte aynı ılımlılığı koruyamayabileceğine dikkat çekilerek; hastaların ve yaşlıların infazlarının ertelenmesi, çocuklu annelerin tahliyesi, sağlık güvencelerinin iadesi ve adil yargılanma hakkının tanınması gibi adımların derhal atılması gerektiği belirtildi. Hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesinin devleti zayıflatmayacağı, aksine kendi mahkeme kararlarını uygulayan bir devletin çok daha güçlü olacağı vurgulandı.
Kocaeli’nde afet risklerine karşı ortak mücadele
MHP Dilovası KAÇEP Başkanlığı yeni dönemi planlıyor
Başkan Ömeroğlu muhtarları dinledi
Çayırova’da okul kantinlerine denetim





