Adalet denildi, adil olunamadı, adalet gelmedi!
Siyaset, 20 Temmuz 2026 13:00Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen kanun Meclis'ten geçti ancak adalet arayışında olan milyonların beklentilerini karşılamakta çoğu kişi ve hukukçuya göre yetersiz kaldı.
Ankara Milletvekili , Deva Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Adalet Komisyonunda da yer alan Hukukçu İdris Şahin, 12 . Yargı Paketinin bilinmeyenleri ve adalet beklerken yanıtsız bırakılan konuları Yeniçağ Gazetesi için kaleme aldı...
On iki paket geçti, adalet bekleyenlerin sırası bir türlü gelmedi.
Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen düzenleme, iktidar bloğunun oy çoğunluğuyla Meclisten geçti. Biz doğru bulduğumuz maddelere destek verdik, sakıncalı gördüğümüz hükümlere itiraz ettik. Teklifin tümü üzerindeki oylamada ise ret oyumuzu kullandık. Çünkü ortaya çıkan metin, bazı olumlu adımlar içerse de toplumun yıllardır büyüyen adalet beklentisine cevap vermekten uzaktı.
Bu tavrımız kanun teklifindeki her düzenlemeyi reddettiğimiz anlamına gelmiyor. İşkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17’nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması yolunun kapatılmasını doğru bulduk. Yargılamaların hızlandırılmasına yönelik maddeleri de hızlı karar kadar eksiksiz ve doğru karar verilmesi gerektiği anlayışıyla destekledik. Nitekim hukuka ve insan onuruna hizmet eden bir düzenleme kimden gelirse gelsin hakkını teslim ederiz.
Fakat birkaç doğru madde, bir kanunu kendiliğinden yargı reformuna dönüştürmez. Üstelik paketin önemli bir bölümü Anayasa Mahkemesinin iptal kararları üzerine yapılması zorunlu hâle gelen değişikliklerden oluşuyor. Anayasa’nın 153’üncü maddesinin gereğini yerine getirmek iktidarın topluma sunduğu bir lütuf değil, hukuk devletinin en temel yükümlülüğüdür. Bir düzenlemenin reform niteliği taşıması, ortaya çıkan hukuki boşluğu kapatmasından çok, benzer hak ihlallerinin yeni biçimlerle tekrar etmesini engelleyecek güvenceler kurmasına bağlıdır.
Türkiye’nin adalet sorunu kanun metinlerinin azlığından kaynaklanmıyor. Anayasa hukuk devletini, eşitliği, mahkeme kararlarının bağlayıcılığını, insan onurunu ve hak arama hürriyetini zaten güvence altına alıyor. Asıl sorun, bu güvencelerin herkese aynı ciddiyetle uygulanmamasıdır. Benzer dosyalarda farklı sonuçlar çıkıyorsa, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gerektiği gibi uygulanmıyorsa, tutuklama tedbiri cezaya dönüşüyorsa, yurttaş mahkemeye giderken hukuktan çok siyasi iklimi düşünmek zorunda kalıyorsa yeni paket sayısı adalet sorununu çözmez.
Bu paket, kanun yapma yöntemi bakımından da sorunludur. İcra ve iflas hukukundan ceza muhakemesine, idari yargıdan noterliğe, dijital verilerden duruşma aralıklarına kadar birbirinden farklı alanlar aynı torba metnin içine yerleştirilmiştir. Her biri ayrı uzmanlık, ayrı etki analizi ve ayrı toplumsal sonuç gerektiren düzenlemeler, sınırlı sürede ve yeterli müzakere zemini kurulmadan yasalaştırılmıştır. Meclisin yasama işlevi, yurttaşın hayatına dokunan hükümleri hız yarışına sokmadan, her maddenin insanların hayatında doğuracağı sonucu görmeyi ve her yönüyle tartışmayı gerektirir.
Adalet Komisyonu ve Genel Kurul görüşmelerinde sakıncalı hükümlerin metinden çıkarılması bu bakımdan önemliydi. Bunlardan biri, devletten olan alacağını mahkeme kararıyla kazanan vatandaşı yeniden idarenin kapısına gönderen ve bir ay daha bekleten düzenlemeydi. Vatandaş mahkemede haklı bulunmuşsa devlet o kararı gecikmeden yerine getirmelidir. Anayasa’nın 138’inci maddesi bu konuda son derece açıktır.
Çıkarılan bir diğer hüküm ise bilgisayarlarda yapılan arama ve el koyma işlemleri sonucunda elde edilen dijital verilerin, takipsizlik kararı da dâhil olmak üzere, on beş yıl saklanmasını öngörüyordu. Özel hayat ve kişisel veriler bakımından ölçüsüz olan bu düzenlemeden dönülmesi de doğru olmuştur. Mecliste yapılan itirazların karşılık bulması elbette değerlidir. Keşke aynı sağduyu, paketten çözüm bekleyen diğer kesimler için de gösterilseydi.
Kamuoyunda “IBAN mağdurları” olarak bilinen dosyalar, bu paketten en çok sonuç beklenen başlıklardan biriydi. Aylardır şunu anlatmaya çalıştık. Dolandırıcılığı kuran, yöneten ve mağduru tuzağa çeken kişiyle dosyadaki rolü hesabını, kartını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişi aynı ceza terazisine konulamaz. Üstelik hesabını bilerek kullandıran kişiyle hesabı bilgisi dışında kullanılan ya da suç kastı bulunmayan kişi aynı hukuki konumda değildir. Ceza sorumluluğu şahsidir. Herkes dosyadaki gerçek rolü, kastı ve suça katkısı ölçüsünde değerlendirilir.
Kanun, suça iştiraki sabit olan fakat katkısı hesap, kart, ödeme aracı veya benzeri finansal araçlara ilişkin bilgileri vermekle sınırlı kalan kişiler bakımından cezanın yarı oranında indirilmesini kabul etti. Bu düzenleme bazı dosyalarda cezanın bireyselleştirilmesi bakımından sonuç doğuracaktır. Ancak bu hüküm tüm IBAN mağdurlarını kapsamıyor ve bu dosyalarda kendiliğinden yeni bir uzlaşma yolu da açmıyor. Suç kastı bulunmayan, hesabı bilgisi dışında kullanılan veya dolandırıcılık organizasyonuyla iradi bağı ispatlanamayan kişi bakımından doğru hukuki sonuç indirim değil, beraattir.
İnfaz aşamasındaki dosyalarda ise yeni hükmün kapsamına giren ve daha önce etkin pişmanlıktan yararlanmamış kişiler, mağdurun zararını mahkemenin ihtarından itibaren altı ay içinde tamamen giderirse etkin pişmanlık hükümlerinden de yararlanabilecek. Ancak zarar tamamen giderilinceye kadar infaz ertelenmeyecek veya durdurulmayacak. Bu da ödeme gücü bulunmayan insanların etkin pişmanlık imkânından fiilen yararlanamaması demektir.
Bu dosyalarda ihtiyaç duyulan çözüm, gece yarısı önergesiyle getirilen dar kapsamlı bir indirim hükmüyle sınırlı değildi. Öncelikle failin dosyadaki gerçek rolünü doğru biçimde belirleyen, mağdurun zararını merkeze alan, suç kastı bulunmayan kişiyi ceza tehdidi altında tutmayan ve uygun dosyalarda uzlaşma ile onarıcı adalet yolunu açan bir düzenleme gerekiyordu. İktidar ise mağduriyetin kaynağına inen bir çözüm kurmak yerine, sorunu ceza miktarında kısmi bir indirimle gidermeyi tercih etti.
Kanunun başka bir yönünde ise yargıyı hızlandırma gerekçesiyle vatandaşın güvenceleri daraltıldı. Bazı idari uyuşmazlıkların tek hâkimle görülmesi dosya sayısını azaltabilir. Fakat bir kişinin, örneğin bir memurun devletten doğan alacak hakkı, mahkemenin iş yüküne göre daraltılamaz.
Paketin en ağır eksiği ise metne yazılanlardan çok, yine dışarıda bırakılanlarda görülüyor. 31 Temmuz düzenlemesinde 11. Yargı Paketi’yle sınırlı bir adım atılmış, ancak kapsam dışında bırakılan suçlar ve uygulamada ortaya çıkan yeni ayrımlar nedeniyle infaz eşitsizliği bütünüyle giderilememişti. Biz, 11. pakette yarım kalan bu meselenin 12. Yargı Paketi’yle tamamlanmasını bekledik. Komisyonda ve Genel Kurulda da bunu ısrarla dile getirdik. Ne var ki 12. Yargı Paketi de kanunlaştı, 31 Temmuz kaynaklı adaletsizlik yine yerinde kaldı. Aynı tarihten önce suç işleyen insanlar arasında yargılamanın süresinden veya sonradan belirlenen istisnalardan kaynaklanan farklılıklar devam ediyor. Bir mahkemenin hızlı, diğerinin yavaş çalışmasının bedeli kişiye yüklenemez. Anayasa’nın 10’uncu maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesi, aynı hukuki durumda olanlara aynı kuralların uygulanmasını gerektirir.
Çek Kanunu nedeniyle mağduriyet yaşayan esnafın beklentisi de bu pakette karşılık bulmadı. Ticari hayatın olağan riskleri içinde ödeme güçlüğüne düşen insanı adli para cezası ve sonunda hapis tehdidiyle karşı karşıya bırakmak ne alacaklının parasını tahsil eder ne de bozulan ticari hayatı onarır. Alacaklının hakkı korunurken borçlunun gerçek ödeme gücü de gözetilmelidir. Meclis görüşmeleri boyunca söylediğimiz gibi ekonomik suça ekonomik ceza anlayışı esas alınmalıydı. Ancak 12. Yargı Paketi bu konuda hiçbir düzenleme getirmedi.
KHK mağduriyetleri konusunda da yıllardır aynı noktadayız. Haklarında beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilenler dâhil olmak üzere binlerce insanın çalışma hayatı ve geleceği belirsizlik içinde tutuluyor. KHK mağduriyetlerini dile getirmek suçla mücadeleden vazgeçmek değildir. Hukuk devleti suçla mücadele ederken de bireysel sorumluluk ilkesinden, masumiyet karinesinden ve bağlayıcı mahkeme kararlarından ayrılamaz. AİHM’in ilgili kararları uygulanmalı, her dosya kendi deliliyle değerlendirilmeli, haklarında beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı bulunan insanların hayatı artık askıda bırakılmamalıdır.
Ağır hasta mahpusların durumu da değişmedi. Cezaevlerindeki yoğunluk, uzun tutukluluk ve idare ve gözlem kurullarının keyfîliğe açık uygulamaları yine başka bir pakete bırakıldı. Her yeni yargı paketi öncesinde aileler umutlanıyor, kanun çıktıktan sonra ise kendilerine biraz daha beklemeleri söyleniyor. Devletin adalet isteyen insanları sürekli bir sonraki pakete havale etme hakkı yoktur.
Oysa gerçek bir yargı reformunun gündemi bellidir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu yargı bağımsızlığını güvence altına alacak şekilde düzenlenmeli, tutuklama istisnai olmalı, Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasındaki seçiciliğe son verilmeli, cezada adalet ve infazda eşitlik benimsenmelidir. Bunlar yapılmadan çıkarılan her yeni paket, adalet sorununa temas eden gerçek bir reformdan ziyade sistemin yüzeyinde yapılan sınırlı bir onarım olarak kalır.
Millet davaların aceleye getirilmesini değil, adil biçimde karara bağlanmasını istiyor. Bir yargı paketinin değeri kaç kanunda değişiklik yaptığıyla değil, kaç insanın adalet arayışına cevap verdiğiyle ölçülür. 12. Yargı Paketi kanunlaştı, fakat IBAN ve çek dosyalarındaki mağduriyetler, 31 Temmuz Covid Yasası’ndan kaynaklanan ve infazda devam eden eşitsizlikler, KHK ile hayatı askıda bırakılan insanlar ile ağır hasta mahpusların bekleyişi sona ermedi.
İktidarın Mecliste çoğunluğu olabilir. Ancak çoğunluk, adaletin yerine geçmez. On ikinci paket de geçti. Geriye aynı soru kaldı. Adalet bekleyenlerin sırası ne zaman gelecek?
Siyaset, 20 Temmuz 2026 13:00
Yorumlar (0)
Hayat Kimya, milyon dolarlık enerji bütçesini yapay zekâyla yönetiyor
144 dairelik Kartepe Evleri’nde sona gelindi
KOTO üyelerine Polonya ve Macaristan’da yüzde 20 indirimli eğitim!
Başkan Hürriyet’ten haber var!
68 kişiyi daha boğulmak üzereyken kurtardılar
Kağıtspor’dan bir başarı daha
Dolar yükseldi, euro geriledi
Organize kötülük
Ahmet Çalık: Hukukun temel kuralları hiçe sayılıyor
SEDAŞ, bir Bölge Müdürlüğü daha açtı
Başkan Hürriyet'le ilgili altın iddiası
Bu tutuklamalar suç!
Sürücüler dikkat! O yolda çalışma var
Seka Kültür Alanı’ndaki Teknoşehir Projesi’nde işin yarısı tamam
Gölcük’te açık havada film keyfi
Kandıra sahillerinden 64 tır dolusu çöp çıktı
KOTO üyeleri için bir indirim protokolü daha
Başkan Hürriyet'e operasyona sert tepki
Darıca’da boşaltılan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin akıbeti ne olacak?
Altın fiyatları sınırlı yükseldi
Başkan Hürriyet gözaltına alındı
7-8 büyüklüğünde yeni deprem beklemiyorum
Savaştaki İran'da fiyatlar Türkiye'den ucuz
İYİ Parti Akşener'i savunmak zorunda değildir
Bakan Çiftçi’den gençlere: Yeter ki siz okuyun, çalışın
Pastacılık ve aşçılık eğitimini başarıyla tamamladılar
Gölcük’te bu durak trafik akışını olumsuz etkiliyor
Kıbrıs Barış Harekatı İzmit’te konuşuldu
ATM paranızı bloke edebilir!
O psikologdan Ana Kafe’de terapi gibi sözler!
Erdoğan iktidarda kalmak için parlamenter sistem diyecek!
Sarayda 43 saniyede bir emekli maaşı harcanıyor
Karamürselli esnaf Erdal Erciyes vefat etti
Alikahya’da da Gülümse Kafe açılıyor
Kocaelispor’un hafızası bu müzede
Gazanfer Bilge Bulvarı 7 gün trafiğe kapatılacak
Deprem profesörü Üşümezsoy ters köşe yaptı!
İçişleri Bakanı Çiftçi, Vali Aktaş’tan Kocaeli ile ilgili bilgi aldı
Emekli askerden PKK uyarısı
